Bu konuda bunu düşünüyorum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bu konuda bunu düşünüyorum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Mayıs 2012

Sinbo Markalı ürün mü? Düşünmeden alırım.


Sinbo'ya ait bir blender'ım vardı. Katı meyve sıkacağı ararken de  blender'dan memnun olduğum ve fiyatlarıda uygun olduğu için Sinbo markayı tercih ettim.
Katı meyve sıkacağını geçen sene aldım. Aldıktan bir kaç ay sonra bir problem yaşadım. Çalıştırdığımda yanık kokusu gelmeye başladı. Servisini aradım. Yurtiçi kargonun 2 iş günü içerisinde evimden alacağını söylediler. Paketledim, teslim ettim. Yaklaşık 1 hafta geçti. Hiç ses soluk çıkmıyordu. Kargo geldi bana ürünümü teslim etti. Bir de açtım ve baktım ki ürünün yenisini göndermişler. Çok sevindim.
Geçen 1-2 ay kadar önce ürünün düğmesi bozuldu. Fişe takarak çalıştırabiliyordum, düğmeden çalıştıramıyordum. Sinbo'yu aramaya üşenerek yaklaşık 1 aydan fazla zaman geçirdim. Sonunda aradım Sinbo'nun servisini ve yine Yurtiçi kargo geldi aldı. Bugün kargonun almasının üzerinden 8 gün geçmişti ki az önce Yurtiçi kargo bir koli getirdi. Açtım baktım. Yine ürünün yenisini göndermişlerdi. Sorunsuz servis. :) Biraz evvel web sitelerine bakarken dikkatimi çekti. Adamların 7.gün yenisiyle değişim diye bir idaası varmış. Süper doğrusu.
Sunulan servis, ürünün evden alınması, müşteriyi uğraştırmadan sorun çıkartmadan tamir yada ürün değişimi sorunsuz. Sinbo'nun teknik servisine teşekkür ediyor ve herkese Simbo marka ürünü tavsiye ediyorum.
7gungaranti
7gungaranti

8 Mayıs 2012

Anneler Günü Hediyesi Tavsiyeleri


Evet yine bir özel gün. Evet tamam alışveriş çılgınlığı yada insanları alışverişe yönlendirmek için bir tuzak olabilir. Ama var mı? Var. Alıyor muyuz? Çoğumuz. O zaman neler alsak, neler yapsak diye düşünenler için aklıma gelenler. Yani ben olsaydım neler isterdim. :) Gerçi ben bu sene ki hediyemi gayet açık bir şekilde beyan ettim.
Neyse. Ne olabilir?
1- Öncelikle çocuğunun eliyle, emeğiyle yapılmış herhangi bir şey gayet güzel olabilir.
2- Benim kızımın yaptığı gibi yaşı küçük çocuklar için uygun olabilek bir hediye. Kendisine oyuncak alıp annesi ne aldığını idda ederek, oyuncak alma işini aradan çıkartmak. Mesela benim kızım geçen sene kum oyuncakları almıştı beraber oynarız diye. :D
3- Çocuğunun elinden hazırlanmış kahvaltı. Süper süper süper... Olmadı mı? O zaman sevdiği yada sevebileceği bir mekanda brunch... Ama mümkünse bugün çocuk peşinde koşturmak zorunda olmayacak bir yer olsun.
4- Spa, hamam yani kendine bakım yaparak geçireceği bir gün olabilir.
5-Daha elle tutulur bir şey olacak olursa, saat olabilir, takı seti olabilir, güneş gözlüğü olabilir.Klasik ama ihtiyacı olan bir kıyafet olabilir.Ama ne olursa olsun onun zevkine yakın bir şeyler olsun. Ve yine de mutlaka değiştirme kartı olsun :)
6- Kitap. Evet kitap her zaman en güzel hediyedir. Bence öyledir yani.
7- Teknolojik bir anneniz varsa ve bütçeniz varsa. Tablet pc ve akıllı telefonlar olabilir.
Sanırım aldım başımı gidiyorum. Artık durmak lazım. Bunların hepsi için geçerli olan bir şeyi tekrar etmek istiyorum. Onun zevkine uygun bir şey olsun mutlaka.
Bir de tüm annelerin tek geçeceği bir şey, koskocaman bir sarılma, kocaman bir öpücük ve sizin mutluluğunuz.Gerçeken, tüm hediyelerin verdiği hazdan çok daha büyük bir hazdır. Evlatlarına sarılmak ve onları mutlu görmek.
Annemi çok ama çok seviyorum. Herkesin anneler günü kutlu olsun.
Not:Bu yazıyı yazmak şuradan aklıma geldi. Geçtiğimiz hafta blogumda en çok okunan yazının  "okulun anneler günü hediyesi" adlı yazım olduğunu gördüm. Hafta sonu anneler günü olması sebebi ile sanırım herkes bir fikir arıyor. Bende fikrimi beyan edip belki bir kaç kişiye fikir verebilirim diye düşündüm.
Anneler Günü
Anneler Günü

10 Ekim 2011

Ev sessiz

Bugünlerde ev biraz sessiz gibi. Bu nasıl bir şey unutmuşum.

Babamız dün akşam arkadaşlarıylaydı. Bugünde hastaydı iş dönüşü 21 gibi Ada ve baba uyudular. Ee sessizlikte 2 gün üst üste gelince bana garip geldi.

Rahatsız mıyım? Hayır.
Mutlu muyum? Hayır.
Kararsızlık yada ne istediğini bilmemezlik mi? Belki.

Tüm gün boyunca iş- güç koşturma derken, akşam herkes uyuduktan sonra (saat 21 suları) Nurturia, Facebook, Twitter, Kariyet net, Milliyet, Linkedin derken saat gece yarısı olmuş.

Bazen kafayı dinlemek için güzel ama tercihim hep beraber olmak.


11 Nisan 2011

Çalışan anne ilk 6 ay emziremez ÇÜNKÜ

Bugün TRT 1'de Gülben Ergen'in konuğu Sağlık Bakanı Recep Akdağ idi.
Twitter'dan gelen soruları da yayınlayacaklarını duyunca "Sağlık Bakanı "ilk 6 ay sadece anne sütü" diyor Çalışma Bakanlığı SSK'lı anneye 2 ay sonra ise dön diyor.Konu ile ilgili düşünceleri nelerdir?" diye bir soru gönderdim. Kendisi bu çok merak ettiğim konunun muhataplarındandı, vereceği cevabı gerçekten merakla bekledim.
Sorum soruldu. Cevap ise gerçekten soğuk duş etkisi yaptı. Kendime uzun süre gelemedim. Cevap bu mudur? Böyle mi olmalı? Ne kadar tezat, ne kadar tutarsız, yanlış ve üzücüdür.
R.A. Öncelikle; biz konu ile ilgili iyileştirmeleri yapıyoruz. Mesela günde 1 saat olan süt iznini 1,5 saate çıkarttık.
Buna cevaben şu örnek aklıma geliyor. Arkadaşım yerine servis dışında başka vasıta ile gidemezken, yeri haftada 1 gün olarak kullanmasına izin vermezse sizce bu izni nasıl kullanabilir?
R.A.Emziren annenin gece çalıştırılması durumunu düzenlemiş; çalıştırılamayacağına dair düzenleme getirilmiş.
e bir zahmet gece çalışmasınlar bari diyeceğim ama buna da hangi yeri ne kadar uyuyordur onu düşünüyorum.
Ücretli doğum izni süresinin arttırılmasına gelince;
R.A.Bu kadın istihdamını olumsuz etkilermiş.Özellikle özel sektörde “Madem kadın çalışan o kadar süreyle işinden ayrılacak, o halde ben de onu işe almayayım” türünden bir düşünce hakim olurmuş. O yüzdenmiş
Buna yapacak yorum söyleyecek söz bulmakta zorlanıyorum. O zaman sizin özel sektör patronlarından ne farkınız kaldı. Siz yasayı yapın, kararı onlar versin yada kanunlarla engellemenin yolunu bulun. Madem onları düşünüyorsunuz, bu kraldan çok kralcılık değil mi? Anneleri geçtim. Bu küçücük bebeklerin hakkı değil mi? Maddi nedenlerle çalışmak zorunda olan yada kariyer sahibi olmak isteyen anneler emzirmesinler. Çocuğunu emzirmek için ise işi bırak yada ara ver. Hiç adil olduğunu düşünmüyorum.
Konunun tek çözümü bu olmayabilirdi de; Mesela yerlerinde kreş yada yeri yakınlarında kreş zorunlu hale gelse bu bile çözüm olabilir. Böylece çalışan anne verilen süre içerisinde bebeğini emzirebilir. Unutulmamadır ki çözüm 1 tane değildir. Demokrasiler de çareler bitmez. Çare bulmak istenirse yada konu ciddiye alınırsa tabii.
R.A. Kaldı ki, ücretiz izin denilen bir düzenleme varmış. Kadın çalışanlar, doğum izinleri bittikten sonra bu ücretsiz izinlerini kullanabilirlermiş.
Özel sektörde bu da verenin inisiyatifinde gerçekleşiyor. "Hayır 1 sene izin vermeyeceğim". Yada "sana şu kadarını kullanma izni veriyorum işine gelirse". Ve adı üzerinde ücretsiz izin insanlar maddi nedenlerden bunu teklif bile edemeyebiliyor.

3 çocuk isteyen Başbakanımızın bu konu ile ilgili görüşlerini ve hareket planını oldukça merak etsem de, alacağım cevaptan korkmuyor değilim.Bu bir parti sorunu değil yada bu Recep Akdağ sorunu değil. Bu bakış açısı sorunu. Eğer yasa yapıcılarımız patron penceresinden bakmak yerine biraz daha halkın penceresinden baksalardı bu sorunlar daha aza inebilirdi.

Siz ne isterdiniz?

Biraz evvel düşünüyordum da hayattan bir şeyler isteyecek olsam bunlar neler olurdu diye. Benim aklıma gelenler şunlar oldu.

Benim dileklerimin hepsi ailem ve sevdiklerim içindir.

Olmazsa olmaz sıralamam
* İlk önce sağlık
* Huzur
* Mutluluk
* Ailemin bütünlüğü

* Başarı
* Ev
* Araba
* Daha çok para
* Uzun tatiller

Tıpkı hepimiz gibi olmazsa olmazlarımız ve sonra dahası ve sonra dahası. :) En azından benim için böyle önce "ben çok şey istemiyorum ki" sonrasında şu şu şu sonrasında ise şu da olsun şu da olsa hiç fena olmaz diye devam ediyor. Ama istemeli ki, inanmalı ki olsun. Babaannem derdi ki "Sen büyük büyük isteyeceksin, küçüğü de olsa verir"

İstiyorum işte her şey istiyorum. Ama önce sağlık, huzur, mutluluk ve sevgi sonra ise vs.vs. vs.....

27 Mart 2011

Dünya Saati Uygulaması Değil miydi?

Sabah her anne gibi küçük kuzum tarafından erkenden uyandım. Sesini duyunca alışkanlık saate baktım. Eşimin telefonu yakındaydı. Şöyle bir baktım 08:30 "oo Allah bereket versin Ada 1 saat geç uyanmış" diye düşündüm. Sonra salondaki analog saati görünce şaşırdım ve aklıma 2 gün önce gelen mesaj geldi. "Türkiye'de yaz saati uygulamasına dünyadan farklı olarak 28.03.2011 sabah saat 03:00'de geçilecektir. Telefonunuzun saat ayarlarını kontrol etmeyi unutmayınız"

 Kalktık, kahvaltı hazırlanırken Twitter'a baktım herkes " saat kaç, ne zaman ileri, nasıl yani, biz neredeyiz?" herkes şaşkındı. Biraz evvel de Blogcu Anne'nin yazısını gördüm benim de yazasım tepki veresim geldi.


Nedenmiş efendim sınav varmış. Bir hafta tarihi oynasaydı yada farklı bir uygulama yada çözüm aransaydı olmaz mıydı? İstenseydi elbette olurdu. Olmaması için ne gibi bir sebep olabilir ki. Sanırım Türkiye marjinal olmanın peşinde öyle yada böyle, biraz aykırı olalım da nasıl olursa olsun.

Dünya Tiyatrolar Günü

     27 Mart Dünya Tiyatro Günü 1961’de Uluslararası Tiyatrolar Birliği (International Theatre Institute) tarafından yaratıldı.

     Tiyatro salonu, tiyatro oyununda izleyici olmak büyülü bir ortamda oturmak gibi geliyor bana. Işıklar, ses, oyuncular, canlı, çarpıcı, keyifli, içinin pır pır etmesi anlamına geliyor benim için. Şimdi böyle yazınca bile içim bir hoş oluyor. Tiyatro ve diğer sahne sanatları; orada ki ortam beni çok etkiliyor. Kızımın da aynı hazzı almasını çok isterim.

     Bugün baba, Ada ve hala Kadıköy Süreyya Opera'ya "Mutlu Prens" oyununu izlemeye gittiler. Benim 1 ay önce biletlerini aldığım ama ayağım nedeni ile katılamadığım oyun. Bu arada Ada ile oyun seyretmek; onun keyif ve heyecanına ortak olmakta ayrı bir keyif benim için.

 
  Bizim dönemimiz de bu kadar çocuk oyunu yoktu sanırım yada tiyatro salonları bize bu kadar yakın olmadığı için okulumuza oyun gelirse yada okul gezi düzenlerse seyrederdik. Şimdi ise imkanlar çerçevesinde Ada'yı sık sık tiyatroya yada diğer sahne oyunlarına götürmeye çalışıyoruz. Okullarında da ayda 1 kez mutlaka tiyatro oyunu, kukla gösterisi yada müzikal sergileniyor. Tiyatroya kültürünü öğrenerek büyümesini istiyorum. Her şey yerinde ve adabı ile güzel. Tiyatroya giderken kılık kıyafete özen göstermek, tiyatroyu adabı ile seyretmek, mesela sessiz izlemek, alkışlamak, ıslık çalmamak, beğendiğin bir oyun için ayağa kalkarak alkışlanmalı diye öğrendim, bunları kızıma da böyle öğretiyorum.

     Bu yıl nasip olursa kızımın ana okulunun da yıl sonu gösterisi olacak bale, folklor belki bizim bilmediğimiz başka gösteriler olacak kızımı izleyeceğim için ayrı heyecanlıyım.




Not : Eklemeden geçemeyeceğim.
Geçen sene "Çalı Kuşu" 'nu izledim. Tek kelime ile mükkemeldi.



25 Şubat 2011

Vicdan Azabı Yazısı

Dün akşam arkadaşlarımız geldi. Çoluktan çocuktan bahsettik. Ben her zaman ki gibi gazdan, dişten ve terible 2, 3 ve 4'dan bahsettim :) "aman, çocuk iyidir güzeldir ama şişede durduğu gibi durmaz fena çarpar, yaşam kaynağınız olur onsuz bir şey yapmayı unutursunuz" dedim. "Öper, koklar en sinirli anlarınızda unutursunuz her şeyi ama çarptı mı da fena çarpar" dedim. "Hasta olduğunda sabahlara kadar uyumazsınız ama uykusuzluğunuza değil onun canının yandığına üzülürsünüz" dedim. 

Aaahhh aahh dedim de dedim anlaşılacağı üzere. En son şunu ekledim. "Allah sağlık sıhat versin, şimdi ki aklım olsa yapmazdım" dedim. Sonra onlar gidince bu lafım bana bir ağır geldi. Vicdanım sabaha kadar bas bas bağırdı. " Sen böyle bir güzellik için nasıl böyle dersin?" diye...

Anne olmak yada baba olmak nasıl bir şeydir ya?  Düşünsenize terazinin bir kefesine 9 ay hamilelik (kimisi ciddi sorunlar ve zorluklar yaşıyor) , Emzirme zamanı 3-4 ay gaz sancısı yaşadık, aynı zamanda göğüs uçlarım yara olmuştu ne sürdüysem ne yaptıysam 2-3 ay iyileşmedi tam olarak, gündüz 2- gece 3 saatte bir emzir, mastit ol, 3'er saatte bir uyan 4 saat uyusan sanki tüm gün uyumuş gibi dinç uyan, bunların hiç birini yaparken erinme, bazen elinde süt pompası ile yemek ye, sonra her şey yoluna girmeye başlar, gazı azalır, göğüs çatlakları geçer derken dişleri çıkmaya başlar, ağzından salyalar akması en masumu, kimi zaman ateşlenmesi, uykusunun sürekli bölünmesi, ne sürersen sür çocuğun huzursuzluğunu tam alamaması nedeni ile üzül, senin üzülmen bir şey değil çünkü o bunu hala yaşıyor, 2,5 yaşına kadar diş çıkartma eylemi devam eder, Arada hastalıklar, ateş, kusma, ishal, orta kulak iltihabı, yeni doğan sarılığı. Sonra terible 2, 3 ve 4 ne dersen de, kişilik kazanmaya "ben,  bu benim" demeye başlar. İtiraz ve inatlaşmalar başlar. Bu muhtemelen böyle sürüp gider.  Siz muhtemelen ömür  boyu başka birisinin önünde(fikren) bu kadar eğilmemişsinizdir. onun eline bir şey batsa sizin kolunuz kopmuşçasına canınız yanar. Uyku saati, yemek saati geçmesin diye dış dünyadan koparsınız çoğu zaman. Düşündükçe çıkıyor daha da. Dediğim gibi bunlara üzülürsün, elinden kısıtlı bir şey gelmesine ayrı üzülürsün ama üzülmen hiç bir şeye çare değil, ateşi düşürmez mesela. Ben hiç "ben çocuğuma yetiyorum. Onu dört dörtlük büyütüyorum. Her açıdan eksiksiz büyütüyorum" diyenini görmedim. Hep "ah keşke daha çok oyun oynaya bilsem, tüh bak nasıl oldu da hasta ettim çocuğu, yoksa ben yetemiyor muyum çocuğuma." lafları duyarsın.

Bunlar kefenin negatif yanı. Yukarı da ki paragrafa bakar mısınız, ne kadar ağır görünüyor değil mi? Bu şartlarda en güzeli çocuk yapmamak dersiniz değil mi?....

Değil değil işte. Bu öyle bir şeydir ki sizi gelir öper, sıkıca boynunuza sarılır yada "ben en çok seni seviyorum" der, "senden hiç ayrılmak istemiyorum" der. Resim yapar getirir "bu annesi, karnında ki de Ada" der. Ve siz ölürsünüz, bitersiniz, yeniden doğar dirilirsiniz. Bu da pozitif yanı evet işte yaptıkları bu kadar kısa ve öz sizi en can damarınızdan vurur. Ve terazi kefesinin pozitifi hep daha ağır basar.


Böyle bir güç var mıdır doğada Tanrıdan başka. Evet bu sizin bebeğiniz, her ne yaşında olursa olsun sizin bebeğiniz çocuğunuz canınızın parçası.

12 Şubat 2011

Sevgililer günü geliyormuş O zaman göreceği de var !

Sevgililer günü, o günü, bu günü.

Yaa çoluk çocuklu bir aile olarak kendimize ayırabildiğimiz yada baş başa bir şeyler yaptığımız günler zaten sayılı o zamanlarda sevgililer günü falan sayılır bence. Gerçi onlar olmadan insan dışarı çıkınca özlüyor yada vicdan azabı yaşıyor. Ama olsun arada kaçamaklar iyidir.

Hıı tabii hediye eğlenceli olabilir. Yada sürprizler... Bunlara hiç bir zaman itirazım olmaz ama başta da dediğim gibi sevgililer günü olmasına gerek yok.
Alışverişin ve hediyenin her türüne varım sanırım

11 Şubat 2011

Sömestr Tatili

     Tatil 2 hafta. Her şeyi unutmak o kadar kolay oluyor ki hayatta. Bunu bu 2 haftalık tatilde tekrar anlamış oldum.

     Ada'nın okul 2 hafta sömestir tatiline girdi. Hava limoni idi. Ada hasta oldu. Sabah uyan kahvaltı et, biraz iş yapmaya çalış öğle yemeği vakti geldi, uyku saati kaçmasın, saat 4 oldu, ara öğün hazırla, akşam yemeğine ne yapsak ki? derken gün geçtikçe geçti. Ben daraldıkça daraldım. Üzerine önce Ada, sonra baba ve ben hasta olduk. Tam bir curcunaydı anlaşılacağı üzere. Yoruldum. Çok yoruldum pazartesi olup Ada okula gidince dinleneceğim.

      Böyle söyleyince vicdanım sızlıyor. Ne kadar çabuk yoruluyorum diye. Ama Ada bizimle oyun oynamaktan çok zevk alıyor, kendi kendine oyun oynamıyor. "Hadi anne oyun oynayalım, hadi anne onu yapalım, hadi anne bunu yapalım" derken. Değil kendime vakit ayırmak, evde bir şeyi alıp bir yere koyacak vakit bulamıyorum. Bir de öğlen uykusuna beraber yatalım istiyor. Okulda böyle bir alışkanlığı yok ama benimle gündüz uyumaya bayılıyor, bende o koynumda olunca uyuyakalıyorum yada kalkmak içimden gelmiyor. Sonrada sersem gibi oluyorum. Bir de bunlara hastalıktan kalan ciğerlerimi ve boğazımı acıtırcasına devam eden öksürük eklenince kendimi yorgun hissediyorum. Ada'ya yetişmek zor oluyor.

      2 haftadan beri bilgisayarın başına bile oturmam sayılıdır sanırım. Şimdi de ananeye gitmeye karar verdi. Benimde çarşıya çıkmam gerekiyordu. Arada derede uğradım.

     Sağlığı yerinde olsun da başka bir şey istemem. Ben ananeye bırakabilme olayını unutuyorum her seferinde, sanırım. Sonra da böyle homurdanıp duruyorum. Ne ananeye gitsin istiyorum, benden başkası ile canı sıkılır diye, ne de evde çocuğa yetemiyorum diye düşünmekten kendimi alabiliyorum. Ben vicdan azabının girdabına düşmüş dönüp duran annelerdenim.

4 Şubat 2011

Defne ve diğerleri

Defne Joy Foster; herkes bir şeyler yazdı. Tanıyan-tanımayan, yargılayan-yandaş davranan. Ben bunların içine, dışına, hiç bir yerine dahil olmak istemiyorum. Konu ile ilgili fikrimi bile beyan etme gereği duymuyorum.

Öyleyse bu yazı ne için? Bu yazı senelerden beri sevdiğim izlediğim, Defne Joy Foster başta olmak üzere, yine çok sevdiğim erken kaybedilenlere. Kerim Tekin, Barış Akarsu, Ajlan Büyükburç, Gökhan Semiz aklıma gelenler.

Hepinizin mekanı cennet olsun, Allah arkanızda bıraktığınız sevenlerinize sabırlar versin.
    
Not: Resimlerini görünce tekrar duygulandım. Daha çok genç kaybedilen insanlar için.

Güncelleme : Uzay Heparı'yı da unutmamak gerek. Hepsinin mekanı cennet olsun.

27 Ocak 2011

Ada fotoğrafları ve internet

     Ada ile ilgili her yazı yazışımda resimlerini paylaşmaktan rahatsız oluyorum. Belki nazar değecek diye, belki de nette search edildiğinde benzer aramalarda resimlerin çıkıp olur olmaz insanlarında bunların kullanacağı düşüncesi ile.

     Sebep her ne olursa olsun bu kaygımı bastıramıyorum. Bir önceki yazımda küçük kuzuma diktiğim kıyafetleri paylaşmak istedim ama normal olarak hepsi Ada'nın üzerindeyken resimlerdi. Bir ekledim, bir çıkardım. Sonra içimin rahat etmeyeceğini fark ettim. Kendime göre bir orta yol buldum ve yüzünün çok net olmadığı resimleri seçtim.

     Keşke nette bu kadar kolay kullanılmasa yada bunu engellemenin bir yolu olsa.

25 Ocak 2011

Kozmetik Mağazası mı? Eczane mi?

Ne zamandır takıldığım bir konu var. Alışveriş merkezlerinin içinde ki eczaneler. Kendileri eczane midir, yoksa kozmetik mağazaları mı?

Dün Ada'yı doktora götürmüştüm. Dönerken Alışveriş merkezine uğradık. Bende hazır uğramışken içerideki eczaneden Ada'nın ilaçlarını aldım. İçeri girdiğimizde önce bizi güzellik uzmanı yada satışçı olan birileri karşıladı. Baktı elimizde reçete var onu alıp bizi eczacı arkadaşa götürdü. ( bu arada bu en iyi senaryoydu. Genelde hemen satış işine girişiyorlar ki bu beni ciddi şekilde irite ediyor.)

Eczacı bayan ilaçlarımızı hazırlarken sağıma soluma bakındım. Burası tam anlamı ile kozmetik ürünler ile doluydu. Sanırım 2 stant ilaçlara ayrılmıştı. İlaçlarımızı aldık. Eve geldik. İlaçları nasıl kullanıyormuşuz diye bir bakayım dedim. Eczaneler normalde ilaçların üzerine doktorun tavsiye ettiği ölçüleri yazarlar ya, yok öyle bir şey çok şaşırdım. Gerçi şaşırmam çok yeni değil. Sonradan hatırladım böyle bir olay yine başıma gelmişti. Doktorumuzun reçetesini aldım (okula göndereceğim için) üzerine kendim yazdım. Bu da ne kadar doğrudur tartışılır. Ben o yazıyı okuyamaya bilirdim yada anlamaya bilirdim yada yanlış yazmış olabilirim.


İstediğim çok komplike yada normal dışı bir şey değil aslında.Kendi görevlerini yerine getirmeleri. Sonra ne isterlerse satsınlar ama önce kendi görevlerini layığı ile yerine getirsinler.

Kozmetik ürünlerini bilen anlayan birinden almak bence çok mantıklı ancak güzellik uzmanı da olsa orada ki bir satışçı ve ne kadar güvenilir olabilir ki?

Bu arada derdim satışçılar da değil. Satış işi belli konularda (örneğin sağlık sektörü) güvenilir gelmiyor bana.

Kısacası eczane görünümlü kozmetik mağazalarından hazzetmiyorum.  Bana doğru gelmiyor.

14 Ocak 2011

Annenin (İş) hayatında ki yeri?

     Bugün Blogcu anne yine bana hitap eden bir konu hakkında yazmış "Kadının yeri...Neresi?"  başlığı. Bu konu çok karışık bir konu diye düşünüyorum. Sayfasın da yorum olarak da paylaştım ancak kendi blogum da da fikrimi paylaşmak istedim.


      Aklıma ilk şu geliyor. Evliydim ve iş görülmesinde sorulan sorulardan biri "ee bilmem kaç yıllık evlisiniz çocuk düşünmüyor musunuz?" Meali "çocuk sizin çalışmanızı etkiler yapacaksanız işe almayalım" Bilakis o iş yerinde çalışmaya başladığımın 3. senesin de hamile kaldım. Departmanımda bel kemiği durumundaydım. Hamileliğim 2. ayı yeni eleman arayışı 4. ayı yeni elemana iş öğretme ve sonrasında pasivize etme 6. ayda işi bıraktım. Hııı tabii iyi patronlar yaa "sizi çıkarıldı gösterelim tazminatınızı verelim"



      eee konu ile ilgili başka bir şey yazmaya hacet var mı bilmiyorum.



     Kızım şu anda 3 yaş 4 aylık odu. Ana okuluna başladı. "babalar işe gider, çocuklar okula gider, anneler evde kalır" diyor. Bu bana kötü geliyor. Kendimi işe yaramaz hissediyorum. Elif'in dediği gibi kendi işimi yapabileceğim, saatlerimi ayarlayabileceğim, bütçeye katkı sağlaya bileceğim bir iş kurmaya çalışıyorum. Üretmeye, yeniden sosyalleşmeye, başkalarına ve kendime faydalı bir şeyler yapmaya çalışıyorum. Takıdır, 2.el satışıdır, emzirme reformudur, ilk yardım semineri gibi çeşitli eğitim ve seminerlere katılıyorum.

     Ama işe girme fikri aklımdan geçince kızımı tatillerde 2 ay ananelere, babaannelere gönderme fikri çok zor geliyor. Ama tabii şu anda seçme şansım olduğu için böyle maddi yada başka sebeplerle zorunda olsaydım yapmayacak mıydım? Tabi ki yapacaktım.

İşi bıraktığım için pişman mıyım. HAYIR, kızımın her anını görmek hazların en büyüğü.

23 Kasım 2010

Hayat Temizliği

     Evimizde temizlik yapmak gibi hayatımda temizlik yapmaya karar verdim. Zararlı insanları, gereksiz zamanları, beni mutsuz eden şeyleri hayatımdan çıkartacağım. Tabii çıkabilenleri.

     Arkadaş var, arkadaş var. Kimisi ile senelerce görüşmezsin ama görüştüğünde aynı duyguları hissedersin, kimisi ile çok yakın oturursun ama görüşemezsin, hayat telaşı vardır. Ama sevdiğin insanlardır ve onların fikirlerini önemsersin. Eleştirilerini dikkate alır, kulak ardı etmezsin. İnsanların kimi kırmamak için eleştirmez, kimi usturuplu bir şekilde eleştirir, kimi ise azarlar gibi eleştirir. Bunların hiç biri beni rahatsız etmez. Ancak eleştirinin yapılış şekli iğneleme ve ya ima şeklinde olunca insan bundan rahatsız oluyor. Sonra o kişiyi takip etmeye başlıyor insan. İnsanların arkasından konuştuğunu ve senin arkandan da konuşabileceğini fark ediyorsun. Bunlar rahatsız etmeye başlıyor. O insana artık güvenin sarsılıyor. Zamanında fikirlerine değer verip kendini acımasızca eleştirdiğini fark edip üzülüyorsun. Sanki yürümeyen bir ilişki gibi "değmezmiş" diye düşünüyorsun. Ve en sonun da hayatından çıkartmaya karar veriyorsun. Ne kadar hayatında uzun bir süreden beri var olsa da, yokluğunun seni üzeceğini düşünsen de öyle olmuyor. Rahatlıyor insan. "Seni üzen insanları yakınlarında tutmayacaksın" kendi kendine söz veriyorsun.

     Şaşırtıcı olan başka şeylerde var. Tanımadığın, tanışıp sık görüşemediğin insanlar ile ne kadar anlaştığını sana bir şeyler kattıklarını, seni mutlu ettiklerini, yüzünü güldürebildiklerini, bir şeylerin paylaşabildiğini görmek gibi. Nurturia arkadaşlarım gibi. Kimi ile hiç yüz yüze görüşmedim. Kimi ile çok keyifli bir kaç akşam geçirdim ama hepsini tanıyorum ve çoğunu yakın hissediyorum kendime. Sanki uzun zamandan beri tanışıyormuş gibi hissediyorum. Bazen bir kafe de karşılaşıp çok güzel sohbetler edebiliyorsun, beraber program yapıp pikniğe gidebiliyorsun,kafaları çekip hoş sohbetler yapabiliyorsun, dertleşiyor ya da mutluluklarını paylaşıyorsun, fikirlerini paylaşabiliyorsun. Neler yaptığını, sağlığını, işini, bebeğini merak edebiliyorsun.

     Önemli olan dokunabilecek kadar yakın olmak değil, fikirlerine ve duygularına dokunabiliyor olmak. Saygı, sevgi, hoşgörü, anlayış çerçevesinde insana insan gibi davranabilmek. Davranmayanları etrafında barındırarak kendini üzmemek. Ara sıra hayatında temizlik yapmak gerekiyor. Ben sonbahar temizliği yapıyorum...

     Bundan sonra ki temizliğim ise fikrim de duygularımda beni yoran her şey....

14 Ekim 2010

Yanlızım. Yok değilim. Yok yanlızım :D

     Bir az önce yalnız olduğumu fark ettim. İnanamıyorum. İnsan konunun içindeyken her şeyi fark edemiyormuş. Nurturia'da yazışırken Başak'ın bir sözü üzerine bir şeyler yazdım. En sonuna da çünkü yalnızım yazmışım ve o an da dank etti kafama. Ben hakikaten çok yanlızım.

     Evet herkese göre biraz şanslıyım. Beni anlayan, dinleyen bir eşim var. Ama arkadaşım yok. Arkadaşım diyecek beni dinleyecek tek kişi aklıma geliyor. Görümcem inana biliyor musunuz? :D Ne bir dost, ne bir akraba sadece görümcem. Kapısını çalmak istediğim bir arkadaşım yok yada arayıp dertleşebileceğim. Sohbetinden zevk aldığım biri yok.
    
      Nurturia da benim bu eksikliğimi giderdiği için seviyorum sanırım. Oradakiler senelerden beri tanıdığım yakın arkadaşlarım gibi hissediyorum. Onlarla buluşup sohbet etmekten zevk alıyorum.

     Sonra yazıştıklarımızdan şunu fark ettim. Bazen yalnızlıklar güzel olabiliyormuş. Galiba bu benim tercihim. Aslında Ada doğduğundan beri hiç yalnız olmamışım. Şimdi ise o yalnızlığıma birilerini  sokmak istediğime emin değilim.

     Ne gariptir ki tanımadığın sonradan hayatına giren arkadaşlarının sana farkındalık kazandırabilmesi. Yazdığım bir güncellemenin ardından kendimi yanlız hissettim. Sonra gelen yorumlardan fark ettim ki bu güzel bir şey (tabii bir yere kadar). Ben istediğim için yanlızım.