Seyahat_Gezi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Seyahat_Gezi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Eylül 2012

Sadece Kum


Bir Sure önce Ada'yı Moda Parkı'na getirmiştim. Ama süslü puslu giyindiği için oynamakta zorlanmıştı. Bunun üzerine 1-2 gün sonra tekrar geldik. İstediği gibi oynadı.
Sonbaharın gelip havaların serinlemesi ile deniz-havuz sezonu da kapanınca toplu tasıma ile İstanbul gezilerimize başladık. Geçtiğimiz hafta Oyuncak Müzesi ile açtık sezonu.
Bugün ise Ada'nın isteğiyle Moda Parkındayız. Çocuğum yolda gelirken içinde kum olan bir park gördü. "Anne bak buraya da gelebiliriz" dedi. Kuzucuğumun tek derdi kuma bulanmakmış.
Söyle bir düşününce Kumlu olan parklar ne kadar da azmış.
20120918-184033.jpg

10 Mayıs 2011

Park Macerası

     Bir süreden beri kıştı, ayağım sakattı, iyileşiyordu derken Ada ile parklarda koşturmayı unutmuşum. Gerçi bugün ki kadar hiç hareket etmemişimdir zaten.    
     Havalar bir rüzgarlı, bir güneşli derken okul çıkışı Ada'yı parka götürmek isteyip isteyip vazgeçmek zorunda kalıyordum. Ama bugün karar verdim. Hava rüzgarlı olmasına rağmen güneş yüzünü gösteriyordu ve biz parka gidecektik. Ada'yı sabahtan okula bıraktıktan sonra işlerim vardı onları hallettim. Sonra yaklaşık 1 saat evde kaldıktan sonra tekrar annemle çıkmam gerekti. Bir kaç saat süren çarşı, banka işlerinden sonra eve gelip 1 saat kadar daha dinlendikten sonra Ada'yı okuldan almaya gittim.

     Okula gittiğimde Ada benden önce davranıp "anne parka gidelim mi?" dedi. "Bilmiyorum, bakalım arabamız bizi nereye götürecek" dedim. Parka gittik. Gittiğimiz parkta bizden başka kimse yoktu. Ada "Anne burada hiç arkadaş yok, burada benim canım yalnız sıkılır" dedi. Eeee Anne bunu duyunca ne yapar? Tabii ki park arkadaşlığı...

Parkta     Birlikte oyuncak ayımızı kaydıraklardan kaydırdık. Bu arada ben kaymadım, ayıcığı kaydırdım. Ada ve ayıcığı ayrı salıncaklarda salladım. Ayıcıkla Ada tahterevalli de oynadılar. Anne kız yakalamaca oynadık, boğuştuk derken, artık girmeye karar verdik. Ada'ya kitap alacağım için bir A.V.M'ye gittik. Konu gelmişken söyleyeyim Neomarin de yemek katında bir kitapçı var çok çeşit var. İyi yayın evleri var kesinlikle tavsiye ederim. Tabii A.V.M.'ye gidilirde oyuncakçı bir dolaşılmaz mı? Onu da dolaştık. Sonra kitapçıda kendimizi kaybettik derken. Akşam eve kendimizi zor attık. Gerçi Ada hanım yemeği orada yememiz konusunda bir hayli ısrar etti. Bir arada "senin yemeklerinden güzel buradakiler" bile dedi. Ama evimize geldik.

     Bir çırpıda yemek hazırlandı, baba geldi, yemek yendi derken. Ada evde kuşlar gibi şakımaya devam ederken ben kımıldayamaz haldeyim. Yürürken topuklarım, bacaklarım ağrıyor, gözlerim kapanıyor. Sanırım hamlamışım. Kıştı, sakatlıktı derken...




Eeee önümüz yaz Ada'nın okul tatil olacak. Sürekli beraberiz, antrenman yapmak, alışmak lazım. Yoksa her akşam böyle yorgunluk dayanılmaz. Gerçi havalar bir açsa biz kızımla şehir turuna başlarız. Adalar senin, Taksim, Eminönü, Sultanahmet benim gezeriz de gezeriz. Tüm toplu taşımalara bineriz.
Böyle düşününce özlemişim kızımla başımıza buyruk gezmeleri...

2 Mayıs 2011

Yapay Kar Mekanı

Ada kara bayılıyor. Geçen sene biraz kar olmuştu ve çok hoşuna gitmişti. Bu sene ise büyük bir merak ile her gün kar beklerdi ama bu kış kar göremedi. Dün Sonunda Torium'da ki karlara kavuştu. Torium da Ada'nın en çok sevdiği iki şey olan kar ve dinazorlar vardı. Ama ikisine birden girmedik. Ada öncelikli olarak "kar" dedi.

İçeri giriş 1 saat kalış için yetişkin 20tl. 12 yaşına kadar 15tl. Mont, bot ve eldiven veriyorlar. Çok içime sinmese de baba kız giydiler ve girdiler. Benim ayağım yeni iyileştiği ve başıma yeni bir iş açmak istemediğim için girmedim.






19 Nisan 2011

Tiyatro Oyunu "Çocuk Dünyası"

Kadıköy Süreyya Operasındaydık pazar günü. Oyunun adı "Çocuk oyunu" ydu.
Her zaman ki gibi yine ucu ucuna yetiştik. Ada geçen sefer babasına locadan izlemek istediğini söylemişti. Bende locadan aldım bu sefer ki biletleri. Ada'nın başta çok hoşuna gitti. Ama oyunun başında oyuncular seyircilerin arasına inip onlarla oynayınca babası ile aşağı inmek istedi. İndiler ama yetişemediler. Oyunun devamında da bir daha olmadı. Ada ne zaman, ne zaman diye sorup durdu. Gerçi oyunun arasında görevlilerden rica etti ve sahne arkasına gitti. Çok sevindi. Bugün ki mesleğimiz "tiyatroculuk" oldu.
Çocuk Dünyası
Oyuna gelince; Bence çok fazla mesaj içerikliydi. Biraz dağınık buldum ama oyuncuların sesleri gerçekten çok güzeldi. Orkestra ve müzikler de güzeldi. Ada sıkılmadan izledi. Ama oyuncakların dans ettiği bölümleri çok beğendi. Onların tekrarlanmasını istedi.
Çocuk Dünyası

27 Mart 2011

"Çalıkuşu" oyunu

     Dünya tiyatrolar günü bugün. Yazılarımın hepsi bununla ilgili ama değer mi değer, zamanı mı zamanı....

     Diğer yazıma resim eklerken "Çalıkuşu" oyununun resimlerine rastladım. Bu güzel oyunla ilgili yazı yazmadım diye hayıflandım.

    Geçtiğimiz kış Pendik belediyesi çok güzel oyunlar getirdi. Çalıkuşu'da bunlardan biriydi. Ben Çalı kuşu romanını okumadım. Ne kadar klasikte olsa dramlar çok benim tarzım değil ve okuyamıyorum, izleyemiyorum da hatta. Ama oyuncularını çok beğendiğim için gitmek istemiştim. İyi ki istedim.

      Sahne, ışık, oyun, düzenleme her şey o kadar yerli yerinde ve o kadar güzeldi ki. Feride'nin çocukluk, gençlik ve şimdi ki hallerinin iç içe geçmesi, hatıralara göre öne çıkması öyle güzel kurgulanmış ve oyuncularda öyle senkronize oynuyorlardı ki... Oyunun konusu ne kadar dram olsa da içerik ve sahne ayrı etkiledi beni. Tüm oyunu pür dikkat nefes almadan, oyunun içinde yer alıyormuşçasına heyecanla ve gözlerim dolu dolu seyrettim. Oyun bitiminde ayakta alkışladı tüm salon. 
     Bu sezon oynadı mı bilmiyorum. Ama oynuyorsa kesinlikle izlemenizi tavsiye ederim.







 

Dünya Tiyatrolar Günü

     27 Mart Dünya Tiyatro Günü 1961’de Uluslararası Tiyatrolar Birliği (International Theatre Institute) tarafından yaratıldı.

     Tiyatro salonu, tiyatro oyununda izleyici olmak büyülü bir ortamda oturmak gibi geliyor bana. Işıklar, ses, oyuncular, canlı, çarpıcı, keyifli, içinin pır pır etmesi anlamına geliyor benim için. Şimdi böyle yazınca bile içim bir hoş oluyor. Tiyatro ve diğer sahne sanatları; orada ki ortam beni çok etkiliyor. Kızımın da aynı hazzı almasını çok isterim.

     Bugün baba, Ada ve hala Kadıköy Süreyya Opera'ya "Mutlu Prens" oyununu izlemeye gittiler. Benim 1 ay önce biletlerini aldığım ama ayağım nedeni ile katılamadığım oyun. Bu arada Ada ile oyun seyretmek; onun keyif ve heyecanına ortak olmakta ayrı bir keyif benim için.

 
  Bizim dönemimiz de bu kadar çocuk oyunu yoktu sanırım yada tiyatro salonları bize bu kadar yakın olmadığı için okulumuza oyun gelirse yada okul gezi düzenlerse seyrederdik. Şimdi ise imkanlar çerçevesinde Ada'yı sık sık tiyatroya yada diğer sahne oyunlarına götürmeye çalışıyoruz. Okullarında da ayda 1 kez mutlaka tiyatro oyunu, kukla gösterisi yada müzikal sergileniyor. Tiyatroya kültürünü öğrenerek büyümesini istiyorum. Her şey yerinde ve adabı ile güzel. Tiyatroya giderken kılık kıyafete özen göstermek, tiyatroyu adabı ile seyretmek, mesela sessiz izlemek, alkışlamak, ıslık çalmamak, beğendiğin bir oyun için ayağa kalkarak alkışlanmalı diye öğrendim, bunları kızıma da böyle öğretiyorum.

     Bu yıl nasip olursa kızımın ana okulunun da yıl sonu gösterisi olacak bale, folklor belki bizim bilmediğimiz başka gösteriler olacak kızımı izleyeceğim için ayrı heyecanlıyım.




Not : Eklemeden geçemeyeceğim.
Geçen sene "Çalı Kuşu" 'nu izledim. Tek kelime ile mükkemeldi.



8 Aralık 2010

İstanbul Fotoğrafı

İstanbul, bazen seni kızdırsa da yaşanılası şehir. Başka hiç bir yer bana bu kadar keyif vermiyor.

Geçen hafta Eminönü'ne geçmiştim. Vapurda dışarıda oturdum, insanları seyrettim. Mısır Çarşı'sında gezdim. İşlerimi hallettikten sonra sahilde balık ekmek yedim. Tekrar tekrar bu şehre hayran kaldım. Çeken şey nedir bilinmez ama bu şehir insanı kendine hayran ediyor. Sonra orada ki herkes gibi fotoğraf çekmek istedim. Fotoğraf makinem olmasa da telefonla hemen bu güzel şehirden bir kaç parça aldım yanıma.




Evet, evet seviyorum ben bu ......şehri.

19 Kasım 2010

Kurban bayramı



     Kurban bayramı tatili geldi. Babası ve kızının 9 gün tatili var. Bir yanım çok mutlu ama evin alabileceği hali düşününce biraz uzun gibi geliyor. Hadi bakalım hayırlısı.

     Hafta sonunu evde geçirdikten sonra arife günü babaannemize gitmeye karar verdik. Bu nedenle Bayram sabahı ananne de yaptığımız kahvaltıyı arife gününe aldık. Ada hanım sayesinde saat 7'de kalkıp valizlerimizi hazırlayıp arabamıza yerleştirdik. Ananemize kahvaltıya gittik. Kahvaltı edilip bayramlaştıktan sonra düştük Tekirdağ yollarına.


 
     Ada ve anne arabada uyudu. Varmak üzereyken uyandık. Babaannelerimize ve Ada'ya Tekirdağ'a gideceğimizi söylemediğimiz için hepsine sürpriz oldu. Hepsi çok sevindiler. Akşam üzeri gelen halamız ile kadro tamamlandı.

Kumları bahçenin bir o yanına, bir bu yanına taşıdılar.

 
     Hava güzel, bahçe güzel Ada çok mutlu. Hepimizin keyfi çok yerinde. Ada bahçede kum ve topraklarla oynayıp sözüm ona ağaçlar dikiyor. Kendine bahçe yapıyor. Gitme vakti yaklaştı ama hiç birimizin dönmeye meyili yok gibi. Öğlen yola çıkacağız. Bakalım çıkacak miyiz?

     Burası öyle güzel ki Ada toprak keyfi yapıyor. Ne kadar büyük bir şanstır ki bahçe bulabilmek. Sebzelerle oynamak. Balkon kapalı, büyük bir salıncak içeri güneş vuruyor, elimde kitabım oh hiç dönesim gelmiyor. Ne kadar daha kalınır bilmem? Ama Bayram trafiğine de bulaşmadan dönmek lazım ki bayram zehir olmasın.



     Bir gün daha uzatarak bayramın 3. günü Tekirdağ'dan döndük. Halamız da bize geldi. 4. gün ise Palladium'a gidilerek önce oyuncakçıya gidilip bayram harçlıklarıyla bir tane oyuncak alınır sonra ise Play Garden'a gidip babası ile Ada eğlenirken hala ve anne de alışveriş yapar.

Bayram ile ilgili tek problem ise babaaneler haricinde bayram ziyareti yapılmadı. Ada bayramın farkına varsın istiyorum ama bayram misafirliklerinden de hiç hoşlanmıyorum. Artık başka bayrama....

Kızımın bahçesi

8 Kasım 2010

Lise buluşması

     Dün lise arkadaşlarımla beraberdim.Çok uzun zaman olmuştu çoğuyla görüşmeyeli. Güzel oldu, hoş sohbetler yapıldı. Brunch'a gittik. Bazılarımız çocuklarıyla geldi. Hepsi çok güzel oynadılar. Eee tabii biz annelerin aklı sürekli onlarda olmasaydı daha rahat sohbet edebilirdik sanırım.

     Hepimiz biraz değişmiştik. Kilo alanlarımız, verenlerimiz, çocuklananlarımız ama herkes yine aynı yakınlığı kurabildi. Sıcak bir sohbet oldu. Buna yardım eden ise Facebook oldu. Birbirimizi bulabilmemiz için çok iyi oldu. Bakalım daha kimleri bulabileceğiz?

31 Ekim 2010

Tiyatro "Yalancı Tilki"

     Bugün pazar. Ne zamandan beri yapmak istediğimiz bir şey vardı. Ada ile tiyatroya gitmek. Ada okul ile bir kaç kez gitti ama beraber hiç gitmemiştik. Evimizin yakınlarında Yunus Emre Kültür Merkezi var. Güzel programlar oluyor. Tiyatro oyunları, sinema filmleri, konserler. Daha önce gittiklerimden çok memnun kalmıştım. Özellikle "Çalıkuşu" oyunu müthişti.

     Bugün ise "Yalancı Tilki" adlı çocuk oyunu vardı. Ada, baba, anne hepimiz gittik. Koltuklarımız da en öndeydi. Oyun çok ama çok kötüydü. Bir kaç cümle ile yalanın kötü olduğunu anlatmaya çalışmışlar. Sürekli mesajı tekrarlayıp. Aynı cümleler, aynı cümleler çok şaşırdım, sıkıldım. Aynı şekilde Ada'da çok sıkıldı. Babamızla ikimiz de aynı şey için korkmuşuz "oyun ya 2 perdeyse". 45 dakika sürdü bu eziyet. Hakikaten çok amatörceydi diyeceğim ama  Ada'nın kurduğu oyunlar çok daha karmaşık, çok daha anlamlı. Oyunu çocuk oyunu diye fena şişirmişlerdi.
  
     Bundan sonra oyunları daha dikkatli seçmeye çalışacağım.

3 Ekim 2010

Nurturia Moda çıkarması

Nurturia anneleri olarak akşam buluşmalarımız keyifli bir şekilde devam ediyor. Geçtiğimiz cuma akşamı da Moda Victor Levi'de  buluştuk.


     Şarap içtik, sohbet ettik, şarkılar söyledik, güldük, dertleştik. Yine çok keyifli bir akşam geçirdik. Hepimiz biraz çakır olduk. En güzelide Ayşegül'ün "Victorya Levi" demesi idi. Nurturia ile Victor bir birine karışınca böyle oluyor.

     Geç kalanlar oldu ama onlarda geldiler. Yasemin ve Esra ufaklıkları uyutup gelenlerdendi. Esra Özlem ise Ada'nın arıza çıkarması üzerine Babacan'ın telefonuyla acilen kalkmak zorunda kaldı.

     Organizasyon için Ayşegül'e, fotoğraflar için Burcu'ya ve geldiği için tüm Nurturia annelerine teşekkürler.
     Yeni Nurturia buluşmaların da buluşmak dileğiyle. Bir daha ki gezimizin çapını biraz genişlettik. 29 Ekim'de Ankara'ya gidiyoruz. :D

20 Ağustos 2010

Nurturia Beyoğlu buluşması

     Dün Nurturia'dan arkadaşlarla Asmalı Mescitte buluştuk. 1-2 kadeh bir şeyler içtik ve sohbet ettik. Bu sıcak yaz günlerinde püfür püfür esen Sofyalı çok güzel geldi.  En son ne zaman kız kıza ya da içkili bir akşam yemeğine gittim hiç hatırlamıyorum. İnsanın yeni insanlarla, hepsi ile tanışıyormuş gibi hissettiği bir ortamda olmak çok güzeldi. Nurturia bana iyi geldi.

     Buluşmayı organize eden ve gelen tüm arkadaşlara teşekkürler.
Not: Toplu resim izin almadığım için koymuyorum :)

15 Ağustos 2010

Yaz Tatili

     Tatile nereye gidelim derken tatilde bitti. Güzel çok gezmeli çok dinlenmeli keyifli bir tatili geride bıraktık.

    İlk 2 gün ananemizin yazlığına uğradık. Pazartesi İzmir'e arkadaşlarımızı ziyarete ve İzmir merakımı gidermeye gittik. Gerçi merak giderme konusunda çok başarılı olamadık. Akşam üzeri gibi İzmir'de olup Gaziemir'de oturan arkadaşımızı ziyaret ettik. Gece otelimize geldik. Sabah kahvaltımızı edip Kuşadasına doğru yola çıkmadan araba ile eşim İzmir'i biraz gezdirdi. Ancak hafta içi sabahın 11'in de ki yoğun sıcakta İzmir daha yeni uyanıyordu. Ama bana yine de çok sıcak ve sevimli geldi. Nedenini bilmiyorum ama seviyorum ben tanımadığım bu şehri.
     
     Eşimden bir hafta sonu gezmeye gelmek için söz alarak Kuşadası yoluna çıktık. Otelimizi bulduk. Otelimiz Kuşadasının biraz dışında kalıyordu. Şirin sevimli bir oteldi. Arkadaşlarımızın tavsiyesi ile bulduğumuz çok uygun fiyatlı bir oteldi. Hemen hemen her şeyi beklediğimiz kadar kötü değildi. İnsan fiyat düşük olunca kaliteyi de aynı oranda bekliyor. Gerçi odaları ve yemekleri çok içimize sinmedi ama havuz, plaj, animasyonlar,  misafir nitelikleri,çalışanlar iyiydi. Ada bayıldı. Havuzdan çıkarmak çok zor oldu akşam yemeklerinden sonra 21'de mini disco vardı. Ada hanım hiç bir akşam atlamadı :D Çocukları toplayıp koreografi  eşliğinde dans ediyorlardı. Ada çok sevdi. Hepsini yapmaya çalışıyor olmadı sahnede delicesine koşturuyor. Ama her akşam odaya dönerken "anne hadi evimize dönelim. Orada uyuyalım" dedi. Kızım dışarıda yatmayı hiç sevmiyor. Son gün dönerken de hiç problem çıkarmadan döndü.

     İstanbul'a dönüşte Yandım Çavuş tesislerine girdik. Bir kaç günlük açlığımızı bastırdık. Araba ile yolculuk ayrı keyifli geliyor bana. Gerçi çok uzun sürmedikçe :D
Cumartesi gecesi eve vardık.İstanbul çok sıcak geldi. Ertesi günü soluğu havuzda aldık. Tatil dönüşü başka şekilde çekilmezdi. Sözde hafta içi de havuza gitme planım vardı ama Ada ile bir türlü tutturamadık.

     Bir yaz tatilini de böylece noktaladık. Gerçi hafta sonu tatillerimiz devam eder. Daha kışa çok var ne de olsa .

3 Ağustos 2010

Yaz Tatili Planları

     Eşimin tatili yaklaştı. Bu cuma izne çıkıyor. Bir hafta baba kız aşk yaşayacaklar. Bende dinleneceğim diyeceğim ama dayanamam ki.

     Bu arada hala tatil için yer ayarlamadık. Bakalım bugün küçük hanım uyanınca tatil acentasına gidip görüşeceğim. Benim asıl gönlümden geçen arabaya atlayıp nerede akşam olursa orada yatmak. 2-3günü böyle geçirdikten sonra 3-4 gün bir otelde kalıp dönerken de yavaş yavaş geze geze eve dönmek. Ama süre 1 hafta ile kısıtlı olunca bir de 3 yaşında bir fıstıkla seyahat edince bu bir risk. Gerçi eşime kalsa benim de yolda bulduğumuz yerleri beğeneceğimden şüpheli ama bir denemek lazım değil mi?

     Benim annem öğretmendi. Babam ise emekli yazın annemin 2 ay tatili olurdu. Arabayı tıka basa doldururdu annem yastık kılıflarından çarşaflara, küçük tüpten tencereye kadar. Sonra yola çıkardık. O otel senin bu pansiyon benim. Beğendiğimiz yerde kalırdık bir kaç gün beğenmezsek yola devam ederdik. Bizde küçüktük. Ben 10 civarı kardeşim  3-4 yaş civarı. Bütün yazı gezerek geçirirdik. O günleri özledim sanırım o yüzden canım çekiyor.
Evlendikten sonra ise bir otel, tatil köyü her neyse gider. Deniz, havuz tesisten kımıldamaz olduk :D Gerçi  bunun bir nedeni var. Balayına gittiğimizde bir jeep kiraladık. Üstü açık vitaralardan. Dönerken kaza yaptık. Çok şükür canımıza bir şey gelmedi ama araçta arıza olmasına rağmen bölgenin mafya kılıklı galericisi bizden yatma parasını aldı. Neredeyse jeep parası kadar para ödedik. Hala içim acır.Aklıma gelince yine sinirlerim bozuluyor. Nereden geldim şimdi ben bu konuya cıvıl cıvıl tatil falan derken :D

     Ada doğduğundan beri ise hiç otel gibi bir yerlere gitmedik. Tatillerimizi ananemizin yazlık evinde geçirdik. Ama bu sene bir değişiklik istiyorum. Ada artık büyüdü. Bizim gibi yiyip içebiliyor. Tek sorun ev haricinde kendi yatağında değil bizimle yatıyor. Tabii çocukla yatmak herkes için zevk ama kızım neredeyse bütün geceyi tepemde geçiriyor. Hemde bu sıcakta. Kımıldadığı her anda ben uyanıyorum. Elimde değil, o her kımıldadığında sıkıştırdık mı? falan diye kalkıyorum. Yani bütün gece uykusuz geçiyor. :D
Bakalım tatil işimiz nasıl olacak?
     Biz en sonunda yine ananenin tatil evine gidermişiz :D Hadi olmadı babaanneye :D
Not : Bu arada aklına çocukla gidilebilecek ege'de olan uygun bir yer gelen olursa haber versin lütfen...

5 Temmuz 2010

Annesinin küçük kuzusu Piknikte 2

     Nurturia arkadaşlarımızla pikniğe gittik çook güzel bir piknik geçirdik. Bir sürü yeni anne baba ile tanıştık. Ada yeşillikler, hamak, göl ve park hepsinin keyfini çıkardı. Çok güzel bir gündü. Ama piknikten sonra ki gün hasta oldu ve çok zor geçti. Ancak 2 hafta da kendine gelebildi. O yüzden piknik detaylarını yazamadım. 
     Dün kızım yine piknikteydi. Babamızın iş yerinin düzenlediği pikniğe gidecektik. Ada'ya "kızım yarın pikniğe gideceğiz" dedim. Canım "ama anne ya yine hasta olursam" dedi. Geçen seferden sonra... Bende ona "eğer şapkanı takarsan, güneşte çok dolaşmaz, yemeklerini yer, uyur ve oyunlarını oynarsan kısacası dediklerimi yaparsan hasta olmazsın merak etme" dedim. 

     Piknik Sarıyer- Bahçeköy'de Event Garden da idi. Kesinlikle tavsiye edebileceğim bir yer. Sabah 10 gibi herkes toplandı. Açık büfe brunch yapıldı. Her taraf yemyeşildi. Bir sürü ağaç vardı. Güneş gelen yerlere hemen çardak ne'vi şemsiyeleri getirdiler. Oyun parkı güzeldi. Koşturabilecekleri oyun alanı da kocamandı. Masaların haricinde hamak, Ahşap salıncaklar ve yerlede minderler vardı. Biz de kimi zaman çocukların yanlarına yastıklara oturup onlarla oyunlar oynadık. İnsanlar Tabu, tavla, voleybol futbol falan oynadı. Ben kendime sohbet edecek bir arkadaş (Ada'nın arkadaşının annesi) buldum. Çocuk muhabbeti yaptım yine :)) Ada kendine Emre adında bir arkadaş buldu. Ve başka çocukların arabalarını isteyip onlarla etraftaki otları toplayıp önce ev yaptılar sonra pasta yaptılar.  Yemek saati Ada'nın yemek vaktine çok uygundu yine açık büfe mangal, zeytinyağlılar ve salatalar vardı. Ada'nın damak zevkine göre kendi kendine yemeğini yedi. Sonra doooğru oyun alanına. Çocukların toplarına el koymaya :D kendi topu ile başkaları o da başkalarının topları ile oynadı. Kavga çıkmadığı için hiiç sorun yoktu :D Suyu sebilden aldığımız için Ada büyük bir aşk ile su içti bütün gün. Çünkü Ada 15 aylıktan beri sebillere bayılıyor. Öyle böyle değildi ilk başlarda başından ayırınca ağlıyordu :))
    
     Orada o kadar keyifli oynuyordu öyle eğleniyordu ki uyutup eğlencesini bozmak istemedik. Tabii arabaya binmesi ile bayılması bir oldu. Kafayı dikmiş ağzı açık ara sıra kafa düşünce kafayı döndürüyor ama gözler şehla bakıyor. Yolda giderken halasını aldık ama Ada hiiç fark etmedi. Eve geldiğimiz de "hala sen ne zaman geldin?" dedi.

     Keyifli, yorucu bir günün ardından bugün akşam üzerine kadar evdeydik. Sonra biraz çıkıp hava aldık. Ama ayaklarım ve tüm eklem yerlerim sızlıyor hala... Sanırım yaşlanıyorum. Bir piknik; üstelik masa başında oturup açık büfeden hazır yemeklerin tüketildiği bir piknik beni yordu. Yeşil çarptı herhalde yada boş oturmak. Malum bütün gün insan koşturunca bünye alışkın değil sakin bir güne.

11 Haziran 2010

Pazar Nurturia pikniği

     Bundan birkaç ay önce Nurturia diye bir site ile tanıştım. Ben üye olduğum hafta 23 Nisan kutlaması organize etmişlerdi. Ada çok eğlendi. Bize de iyi geldi eşimle.

     Aynı şeyleri konuşabilen, Aynı sorunları paylaşan ya da sorularına cevap bulabildiğin insanlarla beraber olmak güzel bir şey.
    
     Buradan Montessori eğitimini duydum onunla ilgili okul kurulmaya başladı.
Sonra kıpır anneler grubu ile buluşmalar. Ben katılamadım bu seferkine ama bir dahakini kaçırmam :D

     Site içindeki herkes ile kısa bir sürede sanki yıllardır tanışıyormuş hissine kapılıyor insan.

     Bana iyi geldi kısacası.

     Bu hafta sonu da Sapanca'ya pikniğe gidiyoruz. Şu anda Talya Göl evi gibi görünüyor. 30-40 yetişkin yaklaşık 20 bıcırık. Çok güzel olacak. Ada piknik, piknik diye merakla sayıklıyordu. Şimdi piknik görecek. Gerçi bir mekanda buluşacağız yerlere yayılmayacağız ama en iyi kısmıda bu (benim gibi toz toprak, börtü böcekten çok hoşlanmayan bir insan için)

     Ada bir sürü arkadaşla oynacak, temiz hava. Uçurmamızı ve topumuzu da götüreceğiz :D



     Haftaya piknik keyfimizi detaylı olarak anlatırım. Bu arada piknik yerimizi araştıran, uğraşan neşejoy'a da teşekkürler.



İyi ki Nurturia'lı olmuşum :D
www.nurturia.com.tr

29 Mayıs 2010

Babanne ve büyükbaba geldi

     Babannemiz ve büyükbabamız Tekirdağ'da yaşıyorlar. Biz sık sık görüşemiyoruz.
Dün bize geldiler. Ada'ya bir gece önce geleceklerini haber verdim. Kuzum sabaha kadar defalarca uyandı. "Anne sabah oldu mu? Babannemleri almaya gidecek miyiz diye"
Sabah oldu uyandık.
Anne
-Ada, okula gideceğiz okuldan çıkınca ananeye gideceğiz yemek yiyip uyuyacağız. Sonra babannenleri otobüsten alacağız.
Ada
- Okula gitmeyelim babannemleri alalım
Anne
-Babanenler daha Tekirdağdalar yola çıkmadılar. Biz okula gidip gelip uyanıp öyle alabiliriz.
Ada
-Ben bugün ananemlere gitmeyeceğim.
Anne
-Gitme kızım.
Ada
-Okuldan çıkınca Babannemleri almaya gidelim mi?
:D :D
Bu diyalog uzadı uzadı :D
Okula almaya gittim.
Ada
- Anne babannemleri almaya mı gidicez şimdi?
Anne
-Hayır. Anenlere gidicez........(program tekrar anlatılır)
Ada
-Ben bugün babannemleri aldıktan sonra uyusam :D :D

     Sonra ananeye gidilir Ada yemek yer yemez "hadi uyuyalım" der. Tabii ki neden? Çabucak uyanıp babaneleri alabilmek için :D

     Neyse akşam üzeri oldu Ada babaneleri almaya gidiyor. Arabada sohbet ediyoruz ikimiz.
Ada
- Anne babannemler bizde kalsınlar mı?
Anne
-Kalacaklar kızım bir kaç gün
Ada
- Ama gitmesinler
Anne
-Tamam kızım babannenle büyükbabana sor. Büyük babanın işi yoksa kalırlar.
Ada
- Büyükbabamın işi varsa giderler di mi?
Anne
- Evet kızım ama yoksa kalırlar merak etme

     Babannesi ve büyükbabasına kavuşan Ada mutluluktan uçar. Eve gelinir. Ama onlar her odadan çıkışlarında "gitmiyorsuz di mi?" der.

Sabah uyanır uyanmaz.
Ada
-Anne, babannemler nerede?
Anne
-Odalarında uyuyorlar kızım.
Ada
- Gitmediler di mi?
Anne
- Hayır anneciğim gitmeyecekler bir kaç gün buradalar
Ada
- Hadi gel bakalım. Onları uyandıralım :D

     Canım kızım yaa... Gidecekler diye ödü patlıyor. Ada'nın hiç bu kadar "gidecekler" korkusu içinde görmedim. Üzülsem mi? Sevinsem mi?(babanne ve büyükbabasını seviyor diye) bilemedim.

     Babanneler salı falan gidecekler bakalım ne yapacak. Kuvvetle muhtemel o zamana kadar özlem giderecek. Bugün ki kadar tepki vermeyecek.

     Bu akşam halası da geldi. Ada mutlu Ada uçuyor. Ananelerde gelince ooooo ... Ev ne kadar kalabalık, ne kadar insan var Ada o kadar neşeli :D

     Salı günü ananeler de yazlıklarına gidecekler. Oy oy Ada neler yapacak bilemiyorum artık. Bugünlerde canı sıkıldıkça ananeye kaçıyordu.

Seni çok seviyorum balım.

21 Mayıs 2010

Baharın keyfini gezerek çıkarıyoruz

     19 mayıs günü Ada'ya gittik. Anane, dayı, baba, Ada ve ben. Çok keyifli bir gündü. Motorla Büyük Ada'ya gittik. Fayton gezisi ile başladık. Faytondan Cailloumuzu düşürdük. Ama neyse çok önemsemedi kızım durumu. Faytondan inince bir inek ve buzağı gördük. Ada bayıldı ve sevmek istedi ama annesi tabii bunu hoş karşılamadı. Sonra Ada'nın uyku saati geldiği için Kahve Dünyasında mola verdik. Babası kızını uyutmak için araba ile dolaştırdı. Faytonda gözlerini zor açık tutan çocuk. Yarım saat babasını uğraştırdı.

     Uyanınca sahile balıkçılara gittik. Yolda kendimize papatyalı taç aldık anne kız. Sahildeki balıkçı deniz kenarına masa atmıştı çok güzeldi o kadar yakınında olmak. Birer duble bir şeylerde çok iyi geldi. Rakı, balık, kavun ve deniz manzarası... Tabii babamız yanımızda olduğu için ben izinli sayılırdım. Ben keyifle takılırken babası kızımın peşinden kayalıklarda kedi, martı, karga ve köpek kovaladı :D

     Eve geldiğimizde herkes yorgunluktan bir yerlere yığıldı.

11 Mayıs 2010

Ada ile araçları uygulamalı öğrendik :D

     Bugün kızım ile baharın tadını çıkardık. Anane, Dayı, Ada ve ben...

     Pendik'ten tren ile Haydarpaşa'ya. Haydarpaşa'dan vapurla Karaköy. Karaköy tünelden tramvayla Beyoğlu oradan tramvayla Taksim meydan. Tamvayda sızan Ada ile Özsüt'te dinlenme molası. Ada uyanınca yemek yedirilip yola devam :) Ada dayısının omuzlarında taksimde gezerken "dayı burası ne kadar kalabalık pazara benziyor" dedi. Ne kadar da haklı. Taksim bana da oldum olası çok kalabalık gelmiştir ayrıca boğucu. Dolmuşla Beşiktaş orada Hande teyzemizle Beltaş'ta çay molası. Vapurla Kadıköy, Kadıköy'den çift katlı otobüs ile Pendik'e

     Biraz hareketli birgünmüş :D Ama çok güzeldi. En güzeli de Ada çok mutluydu...
    Bir sonraki turumuz Büyükada Sanırım haftaya da oraya gideriz.