Anne-Kız etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Anne-Kız etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Eylül 2012

Ada'nın Partisi


Ada son zamanlarda kendisini aşmaya değişik ve bizi şaşırtan işler çıkartmaya başladı. Bunlardan biri de bu akşam bir anda ortaya attığı parti etkinliğiydi. Öyle iyi planlanmış bir parti yaptı ki babası da bende çok şaşırdık ve keyif aldık.

Akşam yemeği hazırlarken önce bana konser vermeye karar vererek baterisini ve orgunu alıp geldi. Sonra bir ara sesi kesildi. Sofraya oturmaya hazırlanırken salonda bir işler çevirmeye başladı. Salona oyuncaklar yaymaya başlamış bunun canımı sıkacağını düşünmüş olmalı ki hemen kılıfına uydurdu. "Anne biliyor musun ben içeriye oyuncaklarımı taşıyorum ve bir parti vereceğim" ee tabii böylesine yaratıcı bir etkinliğe ve onun heyecanlı haline dayanamadık anne, baba olarak. Başladı ballandıra ballandıra, heyecanla anlatmaya "Oyuncaklarım da partiye davetli. Partide piyanomdan müzikte çalacak. Sen, ben ve babam danslar  edeceğiz. Işığı kapatacağız ama o zaman karanlık olur, o yüzden mumları yakacağız. Parti için, kek, kurabiye de yaparız." Tabii kek ve kurabiye akşam saati için, hem de uğraşmak çok mantıklı gelmediği için onunla aynı heyecan da "ama parti için kek ve kurabiye yetişmez bence meyve partisi yapalım ne dersin?" diyerek partiye biraz meyve sıkıştırdım Ama neyse onunda çok hoşuna gitti. Yemeğini de hızla yedi (ki bu çok görülen bir şey değildir.)

Işıkları söndürüp bütün mumları yakıp müzik eşliğinde çılgınca dans ettik ve meyve yedik ailecek. Çok keyifliydi. Yaklaşık 1 saat süren etkinliğin ardından önce ben pes ettim. Bir süre sonra ise Ada...
Bu arada küçük hanım önce prenses eteğini sonra ise tütüsünü giyerek partiye katıldı.

Böylece ilk Ada partisi eksiksiz bir şekilde düzenleşmiş oldu... Biz artık bunu ara ara yaparız. Gerçekten çok keyifliydi.

9 Mayıs 2012

Ada'nın Bakkal Yorumu


Evimizin çok yakınında bir mahalle bakkalımız vardı geçen haftaya kadar. Çok kullanamasak da hafta sonları ekmeğimizi, gazetemizi aldığımız yerdi.
Bir kaç gün önce Ada'yı okuldan almış dönüyordum. Bir baktım kapatmış. Ada'ya kapandığını söylediğimde ne diyeceğini merak etmiştim. Akşam olduğu için mi kapandı diye düşünür acaba diye düşündüm. Aramızda geçen diyalog şöyleydi.
M: Aaa Ada bak bakkal kapanmış? İçerisi bomboş.
A: Evet kapanmış. Galiba para kazanamıyormuş o da kapatmış olabilir.
M: (Hadi yaa) O zaman kazandığı para yetmemiş olabilir mi?
A: Ama biz oradan alışveriş yapıyorduk. Bence kazandığı parayı boş yere harcamış ve parası bitmiş olabilir. Eğer parasını gereksiz yere harcamasaydı kapatmak zorunda kalmayabilirdi.

3 Ekim 2011

Oyun Odası Öncesi- Sonrası

Ada hanımın odasında oyuncakların yer kaplamasından bunaldığımız için evimizin bir odasını daha Ada'ya vererek "oyun odası" yapmıştık, bir süre önce.
Böyle olunca ne oluyor? Ada oyuncaklarını toplamayınca kapı kapatılıp çıkılıyor. Gerçi kuzu oyuncaklarını genelde topluyor. Konsantrasyonumuzun yüksek olmasının nedeni ise uyumadan önce toplanmayan oyuncakları ben deniz çöp poşeti ile topluyorum. Bu poşetleme işini bir kez yapınca Ada'nın motivasyonu bayağı yükseldi. (!)
Neyse, bir süredir düzgün giden toplama işi bir süredir eve uyku saatinde gelmemiz nedeni ile dağıldıkça dağıldı. Dün akşam odayı Ada ile birlikte topladık. (!) Ada bir şekilde oyalanmanın, işi başkasına yaptırmanın yollarını bulsa da beraber topladık sayılır.
Bunlarda odamızın dağınık ve toplu, Öncesi-sonrası halleri.









1 Ekim 2011

Yağmur Sefası

Sonbaharın gelmesi ile yağan ilk yağmurla beraber Ada yağmurluk, plastik çizme, şemsiye okula gitti. Dönerken ise yolda gördüğümüz tüm su birikintilerinde hopladı, zıpladı, dans etti. Çok ama çok keyifliydi.

Eve geldik. Tayt, külot hepsi sırılsıklam olmuştu. Çizmelerini çıkarırken ise içinden sular aktı. Tabii çoraplarda su gibi. Doğru banyoya...

Aaaahh aahhh annem hiç izin vermezdi bize. ıslanırsınız, üşürsünüz derdi hep. Ada ise suyun içinde dans ederken o kadar mutlu o kadar keyifli ki o eğlenip mutlu oldukça ben de çok keyifleniyorum.

Ada su da oynarken dedim ki "Bende senin gibi plastik yağmur çizmesi alacağım. Seninle suların içinde oynayacağım" "Sana göresi yoktur ki" dedi. Ama en yakın zamanda bende bir yağmur çizmesi alıp yağmurda Ada ile suların içinde dolaşacağım kararlıyım. Yağmur da demeyelim gerçi bu anlattıklarımın hepsi yağmur ardından gerçekleşti. Yağmurda Ada ile oynama fikri gelince aklıma fark ettim ki ben yağmur çamur çok sevmem ama yağmur sonrası Ada ile su birikintilerinde oynayabilirim.





15 Ağustos 2011

Bir süredir ortada olmayan kaçak? İşte o benim!

Merhaba;

Malum Ada'nın okul tatil, onunla gezmek, oturmak, oynamak, eğlenmek derken vakit nasıl geçiyor anlamıyorum.(Bazı sancılı günler hariç)

Şöyle bir baktım ki blog da bu yoğun günlerden nasibini almış. Boş kalmış. Ama vakit yok mu? Var tabii ki ama yazacak adam yok. Ya da yazacaklarını toparlayana kadar Ada aklını başından alıyor.

En son yazımda, okulların tatil olması ile ilgili endişeli olsam da şu anda halimden memnunum. Gerçi Ada ara sıra burnumdan getirip beni kızdırmıyor değil ama keyifli geçiyor günlerimiz genelde.

Geçtiğimiz hafta da babamız ve halamız ile tatil yaptık. Ada çok ama çok mutlu oldu. Babası ile uzun vakit geçirmeye bayılıyor. Gerçi ne uyku saati, ne yemek saati kaldı ama olsun o kadar keyifli ki ötekileri hallederiz.

Geçtiğimiz hafta hem tatil, hem de hasta idi kuzum. Tatilde halsiz ve hasta olsa da yine de tadını az çok çıkarttı. Ama bugün tartıldı ve neredeyse 1 kilo vermiş. Hemen yarın itibari ile kendimizi toparlamamız gerekiyor.

Okulunu çok özledi. Yani sık sık "okulumu özledim, arkadaşlarımı özledim" diye sayıklıyor. Geçenlerde öğretmenini, okulda ziyaret ettik. Bu haftada sanırım tekrar uğramak isteyecek. Yeni bir arkadaşları varmış sınıfta öğretmenleri söyledi. Şimdi onu çok merak ediyor.

Bana gelince; evet başlarda biraz sıkıldım. Yine düzen değişikliği falan bünyem alışana kadar zorlandım. Malum okul varken kendime ait devaktim vardı. Gerçi Ada okula ilk başladığında da kendimi boşlukta hissetmiştim. Benim değişikliklere alışmam biraz zaman alıyor. Her neyse; tekrar sabah uyanıp kahvaltıları, öğlen uykusu ve yemeklere evin düzeninin kaldığı yerden devam etmesini sağladıktan sonra günlerimiz keyifli geçmeye başladı. Anne kız gezdik bol bol, havuza, parka, arkadaş gezmelerine gittik. Ekim ayına kadar tatilimiz devam edecek. Umarım daha sık blogla ilgilenirim ama o zamana kadar beni mazur gör blog kardeş.....


Bu arada bu kış dönemi ile ilgili iş hayatına geri dönmek gibi planlarım var. İsteyip istemediğimden emin olmasamda buna ihtiyacım olduğunu biliyorum. Kariyer.net cv'mi bile güncelledim. Neyse bu başka bir yazı konusu umarım onu da yakın zamanda yazarım.


9 Haziran 2011

Yakında okullar tatil oluyor. Sevinmek yada sevinmemek

Ada geçen sene yuvaya başladığı gün geldi aklıma. Nasıl da sudan çıkmış balığa dönmüştüm. Nasıl da kendimi yalnız ve terk edilmiş hissetmiştim. Tabii zamanla insan her şeye uyum sağlıyor. Bütün bir sene geçmiş gitmiş tatil zamanı 17 Haziran okul tatil olacak.

Okulun en çok sevdiğim yanı evde sadece akşam yemeği mönüsü sorunum vardı. Maasef şimdi sabah, öğle, ikindi, akşam. Tabii bunlar mutlaka kayıyor. Şimdi sabah uyan kahvaltıyı hazırlarken saat geç olur sonra öğlen yemeği kayar haliyle ikindi yemeği hiç olur gider. Akşam sabit baba onu yemez, kız bunu yemez. Öğlen uykusu için sessizlik gerekir. "Ada hadi ellerini yıka, Adacığım dişlerini fırçala" v.b. cümleler. Bunları düşündükçe tatil fikri bunaltıyor.

Ama sonradan şu kısmı aklıma geliyor. Sabah uyanıp hadi hazırlan, hadi okula koştur telaşı olmadan uyanan anne ve Ada yatakta keyif yaparak, kediler gibi mayışa mayışa uyanabilir. Sonra çok sıcak olmayan günler yada günün nitekim daha serin saatleri seçilerek İstanbul gezmeleri yapılır. Kâh Adalar olur, kâh Eminönü, kâh Taksim. Aklımıza neresi gelir, nereye canımız isterse gezeriz. Sonra koyun koyuna uyunan öğle uykuları. Akşam üstü park sefası, hafta sonları anane, babanne yazlıkları. Balkon yıkamalar, küveti yada şişme havuzu doldurup mutluluk çığlıkları ile oynayan Ada'nın keyfi sanırım her şeye değer.

19 Mayıs 2011

Evin Tatil Halleri

Evin bu hallerini çok seviyorum. 19 Mayıs nedeniyle perşembe tatil olunca babamızı ikna ettik, cumayı da birleştirmesi için. İşten izin aldı. Baba da kız da evdeler.

İşin ilginç yanı Ada biraz hasta olduğu için pazartesi ve salı günü okula gitmemişti. Çarşamba gitti. Perşembe ve cumanın tatil olduğunu sonra da hafta sonu tatili olduğunu babasının da evde olacağını söylediğim de Ada pis pis sırıtarak "ama anne ben bir gün okula gidicem" dedi. Okulunu sevmesine tabii mutlu oldum ama beklemediğim bir tepkiydi. Benim beklediğim daha çok şuydu "oley oley babam da evde bende" falan.

4 gün tatili kapan arkadaşlarımdan bazıları şehir dışına çıktılar. Acaba biz de yapsak mı diye düşündüm ama sonra Ada'nın hastalıklardan kurtulması için dinlenmesi daha mantıklı geldi. Hem zaten pazar günü Nurturia brunch'ımız var Polenezköy'e gidiyoruz.

Bugün, uyanınca TRT1'de bayram programı vardı. Anıtkabir programı, Ada çok büyük bir ilgi ile izledi. Bir süredir yaptığı gibi "ama anne ben Atatürk'ü görmek istiyorum" diye ısrar etti. Atatürk'ün öldüğünü ve yüreğimiz de yaşadığını okulda öğretmişler. "Anne Atatürk bizi ve ülkemizi düşmanlardan kurtardı di mi?" diyor. Anma töreninden sonra T.V.'de kiler ile birlikte İstiklal Marşını da söyledi. Çok keyiflendim duygulandım.

Kahvaltıdan sonra "HOP" adlı çizgi filme gittik. Açıkçası çok tavsiye edemeyeceğim. Temposu biraz düşüktü, ve klasik yeni yıl ruhu olayının paskalya şenliğine uyarlanmış hali gibiydi. Ada'nın yorumu ise şu oldu. "film güzeldi ama biraz güzeldi çok değil"

Şu anda ise baba kız öğlen uykusu yapmaktalar. Ve ben bugün evi hiç ellemedim . Görmenizi ister miyim bilemedim. Ama olsun iki aşkım da evde. Tam 4 gün bizim.

Her zaman her şey için "yaşasın Atatürk ve 19 Mayıs" diyebilirim. Ama bu seferki biraz daha farklı bir mana da taşıyor. :)

Şaka bir yana; 19 Mayıs Atatürk'ü anma, Gençlik ve Spor Bayramımız kutlu olsun.

16 Mayıs 2011

Pasta Şenliği

Ada'nın okulunun pasta şenliğine gittik cumartesi günü. Büyük okullarında bütün şube anaokullarının katıldığı bir pasta yapma etkinliği düzenlemişler. Ada kaç günden beri büyük bir hevesle bu günü bekliyordu. Emin olun ben de Ada kadar hevesle bekliyordum. Şansımıza hava da mükemmeldi.

Önce içeriye girdik pastamızı yapmaya. Öğretmenimiz bize aşçı şapkalarımızı verdi, eldivenlerimizi verdi. Neler yapabileceğimizi gösterdi. Çok güzel çilekli bir pasta yaptık kızımla. Babamız da bolca resim çekti.
Pastamızı da alıp okulun parkına çıktık. Büyük okulun parkı çok büyük. Bir sürü çocuk vardı tabii. Ada bir sınıf arkadaşını da bularak. oynamaya başladı ve yavaş yavaş kendini doğaya vermeye başladı. fırfırlı, tüllü eteği ve koton çorapları ile önce kumların içine uzandı. Kendi kendime tepki vermemeye söz vermiştim ve vermedim. Bir süre sonra ise ayakkabılarından da kurtuldu, koton çoraplarıyla gezdi. Çok ama çok eğlendi. Biz de arkadaşının anne ve babası ile sohbet ettik.
Eve dönme konusunda Ada'yı biraz zor ikna etsekte mükemmel bir gün geçirdik.
Marmara kolejine organizasyon için çok teşekkür ederiz. Öğretmenlerimize ve müdürümüze de.

10 Mayıs 2011

Park Macerası

     Bir süreden beri kıştı, ayağım sakattı, iyileşiyordu derken Ada ile parklarda koşturmayı unutmuşum. Gerçi bugün ki kadar hiç hareket etmemişimdir zaten.    
     Havalar bir rüzgarlı, bir güneşli derken okul çıkışı Ada'yı parka götürmek isteyip isteyip vazgeçmek zorunda kalıyordum. Ama bugün karar verdim. Hava rüzgarlı olmasına rağmen güneş yüzünü gösteriyordu ve biz parka gidecektik. Ada'yı sabahtan okula bıraktıktan sonra işlerim vardı onları hallettim. Sonra yaklaşık 1 saat evde kaldıktan sonra tekrar annemle çıkmam gerekti. Bir kaç saat süren çarşı, banka işlerinden sonra eve gelip 1 saat kadar daha dinlendikten sonra Ada'yı okuldan almaya gittim.

     Okula gittiğimde Ada benden önce davranıp "anne parka gidelim mi?" dedi. "Bilmiyorum, bakalım arabamız bizi nereye götürecek" dedim. Parka gittik. Gittiğimiz parkta bizden başka kimse yoktu. Ada "Anne burada hiç arkadaş yok, burada benim canım yalnız sıkılır" dedi. Eeee Anne bunu duyunca ne yapar? Tabii ki park arkadaşlığı...

Parkta     Birlikte oyuncak ayımızı kaydıraklardan kaydırdık. Bu arada ben kaymadım, ayıcığı kaydırdım. Ada ve ayıcığı ayrı salıncaklarda salladım. Ayıcıkla Ada tahterevalli de oynadılar. Anne kız yakalamaca oynadık, boğuştuk derken, artık girmeye karar verdik. Ada'ya kitap alacağım için bir A.V.M'ye gittik. Konu gelmişken söyleyeyim Neomarin de yemek katında bir kitapçı var çok çeşit var. İyi yayın evleri var kesinlikle tavsiye ederim. Tabii A.V.M.'ye gidilirde oyuncakçı bir dolaşılmaz mı? Onu da dolaştık. Sonra kitapçıda kendimizi kaybettik derken. Akşam eve kendimizi zor attık. Gerçi Ada hanım yemeği orada yememiz konusunda bir hayli ısrar etti. Bir arada "senin yemeklerinden güzel buradakiler" bile dedi. Ama evimize geldik.

     Bir çırpıda yemek hazırlandı, baba geldi, yemek yendi derken. Ada evde kuşlar gibi şakımaya devam ederken ben kımıldayamaz haldeyim. Yürürken topuklarım, bacaklarım ağrıyor, gözlerim kapanıyor. Sanırım hamlamışım. Kıştı, sakatlıktı derken...




Eeee önümüz yaz Ada'nın okul tatil olacak. Sürekli beraberiz, antrenman yapmak, alışmak lazım. Yoksa her akşam böyle yorgunluk dayanılmaz. Gerçi havalar bir açsa biz kızımla şehir turuna başlarız. Adalar senin, Taksim, Eminönü, Sultanahmet benim gezeriz de gezeriz. Tüm toplu taşımalara bineriz.
Böyle düşününce özlemişim kızımla başımıza buyruk gezmeleri...

6 Mayıs 2011

Okulun anneler günü hediyesi

    Dün Ada'yı okuldan almaya gittim. Öğretmeni Adacığım unutma annene vermeyi falan deyince tahmin ettim. Anneler günü hediyemiz vardı.
     Evde Ada önce kartpostalımı verdi. İçine çok ama çok güzel bir  resim yapmıştı. Resim bile başlı başına bir keyifti ki yanından bir de anneler günü için hazırlanmış bir cd çıktı. Cd'nin zarfı bile bunun için hazırlanmıştı.


CD'de önce Ada ile yapılmış sorular sorulan bir röportaj kısmı vardı.
Soru: Annen sana neyi hatırlatıyor?
Cevap: Oyun oynamayı
Soru: Annen ile yaşadığın en güzel an
Cevap: Gezmeye gitmek
Soru: Annen ile en çok ne yapmaktan hoşlanırsın?
Cevap: Temizlik
Soru: Elinde sihirli bir değnek olsa annen için ne yapmak isterdin?
Cevap: Özel bir pijama
Soru: Annenin en çok hangi özelliğini beğenirsin?
Cevap: Burnunu beğeniyorum :)
Soru: Sen anne olsaydın nasıl bir anne olurdun?
Cevap: Çocuklarını seven bir anne
Soru: Annen ile en çok nereye gitmek istersin?
Cevap: Markete, Optimum'a
Soru: Annenin görevleri nelerdir?
Cevap: Yemek yapmak, temizlik yapmak, beni okula götürmek
Ve arkasından Ada'nın bu yıl ki fotoğraflarını slayt haline getirmişler.
En sonunda ise "İYİ Kİ VARSIN ANNECİM SENİ ÇOK SEVİYORUM" deyip öpücük gönderiyor.

Canım kızım iyi ki varsın, iyi ki seni doğurmuşum. Sen benim kalbimsin.

Şimdi çalan kapı da kim vardı dersiniz? Baba sponsoru ile anneler günü hediyesi Bonyfood. :)))) (E tabi bunda benim dile getirmemin de etkisi var)



      Bu arada Ada ile babası bana hediye almak üzere geçen gün A.V.M'ye gittiler. Ada dayanamayıp ne aldığını söyledi. Bana "el arabası almış" içinde de kova ve kürek falan varmış. "Yaza ananemin tatil evinde beraber oynarız" dedi. Kızım diye söylemiyorum. Çok tutumlu hepimizin kullanabileceği hediyeler alıyor. :) Onun resimlerini de pazar günü açınca eklerim.

2 Mayıs 2011

Mutfak Önlüğü Anne-Kız

Ada hanım mutfakta iş yaparken mutfak önlüğü kullanmayı çok seviyor. Pek tabii ki benim mutfak önlüğümde ona büyük geliyor. İnternette bakınırken 1-2 model beğendim. Anne kız ikimize bir örnek mutfak önlüğü yapmaya karar verdim. Ada'ya söyleyince "bir de aşçı şapkamız olsun" dedi. Kumaşları da aldım, yapmaya başlayacaktım ki araya ayağımın sakatlanması girdi. Bende ayağım iyileşmeye başlayınca başladım yapmaya.
Az biraz dikiş dikmek elimden gelir. Ama öyle kalıptı falan bulamayınca internetten. Ben de canım nasıl istiyorsa aldım Ada'nın ve benim vücut ölçülerimi başladım dikmeye.




30 Nisan 2011

Mutfak Önlüklerimiz

Ada hanım mutfakta iş yaparken mutfak önlüğü kullanmayı çok seviyor. Pek tabii ki benim mutfak önlüğümde ona büyük geliyor. İnternette bakınırken 1-2 model beğendim. Anne kız ikimize bir örnek mutfak önlüğü yapmaya karar verdim. Ada'ya söyleyince "bir de aşçı şapkamız olsun" dedi. Kumaşları da aldım, yapmaya başlayacaktım ki araya ayağımın sakatlanması girdi. Bende ayağım iyileşmeye başlayınca başladım yapmaya.
Az biraz dikiş dikmek elimden gelir. Ama öyle kalıptı falan bulamayınca internetten. Ben de canım nasıl istiyorsa aldım Ada'nın ve benim vücut ölçülerimi başladım dikmeye.




12 Nisan 2011

Bezden bebek

     1-2 hafta önceydi sanırım. Ada'nın nereden aklına geldiyse "anne benim bez bebeğim olsaydı keşke" dedi.
    
     Tabii bunun üzerine anne Mine durur mu? Çıkarttım kumaşları. Anne, baba ve Ada hep beraber bez bebek yaptık.


     Nasıl mı? İşte böyle:


  Önce kumaşı çift kat yaptık. Kafa için istediğimiz büyüklükte bir tabakla kafa çizdik. Gövde için bir dikdörtgen, Kollar ve bacaklar içinde iki farklı ölçüde dikdörtgenler yaptık. Ben bunları çizdim Ada ise büyük bir dikkatle iğnelerini taktı.

     Bunları dikiş makinesinden geçtikten sonra içine ne doldursak diye düşünüyordum ki Ada'nın eski yastığı geldi aklıma. Açtık içini bunların içini baba ve Ada bir güzel doldurdu.

     Sıra süsleme işine geldi. Örgü ipinden saçları, gözler için mavi boncukları, burnuna ise pembe bir inciden, ağzını da dikerek yaptık. Eee tabii Ada bebeğine elbise istemez mi ona bir elbise yaptık. O da yetmedi bacakları üşüyormuş, tayt gibi çorap gibi bir şey yaptırdı. Adını da önce Ada sonra vazgeçip Elif koydu.
Elif bebek

İşte bizim Elif bebek. Ada bebeğini ilk bir kaç gün kucağından düşürmedi. Öyle sevindi öyle sevindi ki. Ben de bir taraftan bebeği yaparken diğer taraftan da nasıl geliştireceğimin planlarını yapıyordum. Eller ve ayak yapmak gibi :)

11 Nisan 2011

Ada Hanımın Uyku Halleri

     Her çocuk böyle midir? Yoksa benim kızıma has mıdır bilmem ama uyumamak için elinden ne geliyorsa yapıyor. Uykuya kelimenin tam anlamıyla direniyor. Sanırım uyursa bir şeyleri kaçıracağını düşünüyor.

     Geceleri anne ve baba 2'şer masal okuyor. Sonra anne "beni uyutsana" (bu da son zamanlarda ayağım yaralandığından beri çıktı) uyuyana kadar uyutulsun istiyor. Gerçi onu uyutmak çok ama çok hoşuma gidiyor koyun koyuna olmak. Ama zamanla süre uzuyor giderek yatak sohbeti yapmak istiyor. Eskiden uyutma çıkmadan önce ise "anne tuvalete gitmek istiyorum, anne su istiyorum, anne babam gelsin istiyorum, baba annem gelsin istiyorum". Çocuk 21'de yatıp 23:30 gibi uyur mu? Uyuyor işte. Hatta onunla kalmayıp  sabah saat 7'de kalkmaz mı? "anne hadi uyandık, sabah oldu, karnım acıktı, benim tuvaletim geldi hadi kalkalım"

     Ayağım iyileşsin bu konuyu halledeceğim. Ama şimdi uğraşırsam direnç gösterecek ama şu anda bununla uğraşmaya gücüm yetmeyecek.

25 Şubat 2011

Vicdan Azabı Yazısı

Dün akşam arkadaşlarımız geldi. Çoluktan çocuktan bahsettik. Ben her zaman ki gibi gazdan, dişten ve terible 2, 3 ve 4'dan bahsettim :) "aman, çocuk iyidir güzeldir ama şişede durduğu gibi durmaz fena çarpar, yaşam kaynağınız olur onsuz bir şey yapmayı unutursunuz" dedim. "Öper, koklar en sinirli anlarınızda unutursunuz her şeyi ama çarptı mı da fena çarpar" dedim. "Hasta olduğunda sabahlara kadar uyumazsınız ama uykusuzluğunuza değil onun canının yandığına üzülürsünüz" dedim. 

Aaahhh aahh dedim de dedim anlaşılacağı üzere. En son şunu ekledim. "Allah sağlık sıhat versin, şimdi ki aklım olsa yapmazdım" dedim. Sonra onlar gidince bu lafım bana bir ağır geldi. Vicdanım sabaha kadar bas bas bağırdı. " Sen böyle bir güzellik için nasıl böyle dersin?" diye...

Anne olmak yada baba olmak nasıl bir şeydir ya?  Düşünsenize terazinin bir kefesine 9 ay hamilelik (kimisi ciddi sorunlar ve zorluklar yaşıyor) , Emzirme zamanı 3-4 ay gaz sancısı yaşadık, aynı zamanda göğüs uçlarım yara olmuştu ne sürdüysem ne yaptıysam 2-3 ay iyileşmedi tam olarak, gündüz 2- gece 3 saatte bir emzir, mastit ol, 3'er saatte bir uyan 4 saat uyusan sanki tüm gün uyumuş gibi dinç uyan, bunların hiç birini yaparken erinme, bazen elinde süt pompası ile yemek ye, sonra her şey yoluna girmeye başlar, gazı azalır, göğüs çatlakları geçer derken dişleri çıkmaya başlar, ağzından salyalar akması en masumu, kimi zaman ateşlenmesi, uykusunun sürekli bölünmesi, ne sürersen sür çocuğun huzursuzluğunu tam alamaması nedeni ile üzül, senin üzülmen bir şey değil çünkü o bunu hala yaşıyor, 2,5 yaşına kadar diş çıkartma eylemi devam eder, Arada hastalıklar, ateş, kusma, ishal, orta kulak iltihabı, yeni doğan sarılığı. Sonra terible 2, 3 ve 4 ne dersen de, kişilik kazanmaya "ben,  bu benim" demeye başlar. İtiraz ve inatlaşmalar başlar. Bu muhtemelen böyle sürüp gider.  Siz muhtemelen ömür  boyu başka birisinin önünde(fikren) bu kadar eğilmemişsinizdir. onun eline bir şey batsa sizin kolunuz kopmuşçasına canınız yanar. Uyku saati, yemek saati geçmesin diye dış dünyadan koparsınız çoğu zaman. Düşündükçe çıkıyor daha da. Dediğim gibi bunlara üzülürsün, elinden kısıtlı bir şey gelmesine ayrı üzülürsün ama üzülmen hiç bir şeye çare değil, ateşi düşürmez mesela. Ben hiç "ben çocuğuma yetiyorum. Onu dört dörtlük büyütüyorum. Her açıdan eksiksiz büyütüyorum" diyenini görmedim. Hep "ah keşke daha çok oyun oynaya bilsem, tüh bak nasıl oldu da hasta ettim çocuğu, yoksa ben yetemiyor muyum çocuğuma." lafları duyarsın.

Bunlar kefenin negatif yanı. Yukarı da ki paragrafa bakar mısınız, ne kadar ağır görünüyor değil mi? Bu şartlarda en güzeli çocuk yapmamak dersiniz değil mi?....

Değil değil işte. Bu öyle bir şeydir ki sizi gelir öper, sıkıca boynunuza sarılır yada "ben en çok seni seviyorum" der, "senden hiç ayrılmak istemiyorum" der. Resim yapar getirir "bu annesi, karnında ki de Ada" der. Ve siz ölürsünüz, bitersiniz, yeniden doğar dirilirsiniz. Bu da pozitif yanı evet işte yaptıkları bu kadar kısa ve öz sizi en can damarınızdan vurur. Ve terazi kefesinin pozitifi hep daha ağır basar.


Böyle bir güç var mıdır doğada Tanrıdan başka. Evet bu sizin bebeğiniz, her ne yaşında olursa olsun sizin bebeğiniz çocuğunuz canınızın parçası.

11 Şubat 2011

Sömestr Tatili

     Tatil 2 hafta. Her şeyi unutmak o kadar kolay oluyor ki hayatta. Bunu bu 2 haftalık tatilde tekrar anlamış oldum.

     Ada'nın okul 2 hafta sömestir tatiline girdi. Hava limoni idi. Ada hasta oldu. Sabah uyan kahvaltı et, biraz iş yapmaya çalış öğle yemeği vakti geldi, uyku saati kaçmasın, saat 4 oldu, ara öğün hazırla, akşam yemeğine ne yapsak ki? derken gün geçtikçe geçti. Ben daraldıkça daraldım. Üzerine önce Ada, sonra baba ve ben hasta olduk. Tam bir curcunaydı anlaşılacağı üzere. Yoruldum. Çok yoruldum pazartesi olup Ada okula gidince dinleneceğim.

      Böyle söyleyince vicdanım sızlıyor. Ne kadar çabuk yoruluyorum diye. Ama Ada bizimle oyun oynamaktan çok zevk alıyor, kendi kendine oyun oynamıyor. "Hadi anne oyun oynayalım, hadi anne onu yapalım, hadi anne bunu yapalım" derken. Değil kendime vakit ayırmak, evde bir şeyi alıp bir yere koyacak vakit bulamıyorum. Bir de öğlen uykusuna beraber yatalım istiyor. Okulda böyle bir alışkanlığı yok ama benimle gündüz uyumaya bayılıyor, bende o koynumda olunca uyuyakalıyorum yada kalkmak içimden gelmiyor. Sonrada sersem gibi oluyorum. Bir de bunlara hastalıktan kalan ciğerlerimi ve boğazımı acıtırcasına devam eden öksürük eklenince kendimi yorgun hissediyorum. Ada'ya yetişmek zor oluyor.

      2 haftadan beri bilgisayarın başına bile oturmam sayılıdır sanırım. Şimdi de ananeye gitmeye karar verdi. Benimde çarşıya çıkmam gerekiyordu. Arada derede uğradım.

     Sağlığı yerinde olsun da başka bir şey istemem. Ben ananeye bırakabilme olayını unutuyorum her seferinde, sanırım. Sonra da böyle homurdanıp duruyorum. Ne ananeye gitsin istiyorum, benden başkası ile canı sıkılır diye, ne de evde çocuğa yetemiyorum diye düşünmekten kendimi alabiliyorum. Ben vicdan azabının girdabına düşmüş dönüp duran annelerdenim.

27 Ocak 2011

Sabah diyologları

     Sabahları Ada ile okula hazırlanmak biraz zor oluyor. Ada onunla oynuyor, bunu götürmeye çalıyor. Derken komik şeyler yaşıyoruz.
    
     Okulumuzda Çarşamba günleri etek giyme günü, onun haricinde etek giyilmesini rahatlık açısından pek istemiyorlar. Dün yaşadığımız olayda bunlara bir örnek.

Anne

-Bugün gri eteğini mi, yoksa kırmızı elbiseni mi giyeceksin?

Ada
- Tulumu mu giyeceğim?

Anne
- kızım bugün okulda etek günü.

Ada
-Ben tulum giyeceğim.

Anne
-Kız arkadaşların etek giyecekler ama

Ada
-ııı düşünüyorum(bekler,bekler düşünüyor numarası yapmaktadır) tulumumu giyeceğim.

Anne
-Ada gri etek mi, kırmızı elbise mi? Diye soruyorum sana

Ada
-ıııı gri tulum?

Anne
-Eteğini yada elbiseni giyersen ama altına altın rengi ayakkabılarını giyebilirsin.

Ada
-Tamam o zaman kırmızı elbisemi giyeceğim :)))))

Ada hanımı ikna etmek için yollar bulunmalı yoksa kavga dövüş, hadi onları o kadar sık yapmıyor ama bütün gün herkesle inatlaşıyor. Biz henüz 3,5 yaşındayız acaba ileride neler olacak çok meraktayım. Yok vazgeçtim merakta değilim.

20 Ocak 2011

Aşk Oyunu (!)

Bir gün okul çıkışı öğretmeni Ada'yı giydirirken, Ada elindeki resmi göstererek;- Anne bak bu resmi ben yaptım.
Mine :
- Çok güzel olmuş. Neler yaptın kuzum?
Ada:
- Mert'le ben bir birimize aşık olduk. Burada da biz büyümüşüz evlenmişiz Mert baba olmuş, ben anne olmuşum.
Mine:
- ?!?!?!?!?!?!?!?!?!?!
Anne konuşamaz ilk bir kaç dakika, beklediğinden erken hatta çok erken zamansızca duyduğu bu sözler karşısında tokat yemiş gibi hissetmektedir, gözleri dolar ve içi sızlamaktadır. Sükunetini korur Ada hanıma bir şey çaktırmaz. O sırada aklından milyonlarca duygu, düşünce ve tabi ki durum analizi geçiyordur. Anlam veremez olaya.  Ada sakin bir şekilde anlatmaya konuşmaya devam eder.

     Öğretmeni ilk şaşkınlığı atınca bana sessizce bana durumu anlatıyor. Dün folklor dersinde kına gecesi konsepti varmış Ada hanım gelin olmuş, Mert bey de damat. Buradan başlıyormuş meğer konu.

     Öncelikle çok gerildim ve folklor dersinde 3,5 yaşında ki çocuklar için kına gecesi konsepti falan çok abartılı mı acaba diye, ama sonra düşündüm; Ada evde de evcilik oynarken "anne sen baba ol, ben anne olayım, babam da bebek olsun" diye oyun kurup oynuyor. Yani tukaka denilecek bir konu da değil. Tek sorun şu bu konunun çok fazla üzerine gidilmemesi sıradan bir şeymiş gibi davranılması gerektiğine karar verdim. Tabii ilk şoku atlattıktan sonra. Yarın öğretmenini de tembihleyeceğim, bu konuyu tekrar açmasınlar yada çok tepki vermesinler ki ilgilisini çekip uzatmasın konuyu.

     aaa bu arada unutmadan, tam ben bu şaşkınlığı yaşarken bu yetmezmiş gibi Mert sınıftan koşarak geldi ve Ada'yı kucaklayarak sıkı sıkı sarıldı. Ve ben ne yaptım? Onlara gülümsedim. Aklımdan bir sürü soru işaretleri geçerken.

     Ama anne olduğumdan beri anladık ki, kötü yada yanlış tepkiler vermektense geç tepki vermek bazen de tepki vermemek en iyisi.

     Çıktıktan sonra yolda Ada yine "aşk" falan dedi.  Sordum "Ada aşk ne demek? Sen biliyor musun?"
Ada " Biliyorum. Mert'in annesi ile babası bir birine aşık olmuşlar evlenmişler" Aklımdan geçenler ise "ah Mert ah, sen kızımın aklına bunları neden sokuyorsun ba'kiim"

     Özeti aslında şu bunlar çocukça ve normal şeyler olabilir. Ama en azından ilk okulda duymayı beklediğin bir şeyi 3,5 yaşında duyunca insan sopa yemiş gibi oluyormuş. Ve bu hiç azalmıyor yada bitmiyormuş.

    Haydi hayırlısı.