Mine'nin Günlüğü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mine'nin Günlüğü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Ağustos 2012

Yaz Tatili


Yaz geldi. Okul tatili başladı. Ve tabii rehavet çöktü üzerimize.Yaz tatilini yarıladık ama blog tıısss...

İstanbul'da havalar sıcak gidiyor. Kah havuz, kah yazlık, kah tatil, kah evde bezmek derken yazın büyük kısmı geride kaldı. Kalmasaydı iyidi yaa ne yapalım....

30 Mayıs 2012

Anne-Kız bir Örnek


Gecen 1 ay boyunca Ada Hanıma küçülmüş olan ayakkabılarını değiştirmek için ikna etmekle geçti. Kimi zaman vazgeçtim isteyene kadar almamaya karar verdim.
Bir gün başka bir iş için alisveristeyken ayakkabıcıya yolumuz düştü. Ada'ya bu ayakkabıyı gösterip aynısını benimde alırsam beraber giyip gitmeyeceğimizi sordum. Nasıl hosuna gitti. Ve ayakkabı olayımız böylece çözüm buldu.
Anne kız bir örnek giyip geziyoruz.
Çok keyifliymiş.
20120530-112200.jpg

15 Mayıs 2012

Hafta sonu etkinliğimiz- Istanbul Truck Racing by Renault Trucks


Kamyon yarışları
Bu hafta sonu cumartesi günü Formula 1 pistinde kamyon yarışları vardı. Bir arkadaşımızın daveti üzerine gitmeye karar verdik.
İyi ki gitmişiz. Ada duyduğu an itibariyle heyecandan yerinde duramıyordu. Bir de ilk söylediğimizde sanmış ki kamyonları kullanabilirmişiz. "Onlar yarışacaklar biz izleyeceğiz" deyince çok bozuldu.  "Ama ben kullanmak istiyordum, şöyle yapsam böyle yapsam." diye biraz ısrar etti ama sonunda ikna ettik.
Ada'nın McQuin'i
Yarışlara gittiğimizde hepimize birer bayrak birer şapka aldı. Heyecanla izlemeye koyuldu. Hali görülmeye değerdi. Kamyonlardan önce arabaların yarışları vardı. Kırmızıyı gözüne kestirdi "Bu Şimşek McQuin" dedi. Mavi "Kral" , Yeşil ise "Chick" Yarış başladı. Büyük bir heyecanla bir tezahuratta bulunuyor. O gün Ada'dan başka kimse öyle tezahurat yapmamıştır.
Bir kamyonlarda da kendisine kırmızı olanı seçti. Çünkü o da Mc Quin'i taşıyan kamyon olan Mac'ti. "Maaaaccc haaaadiiii" Şeklinde tezahüratımız sürdü.
Kamyon yarışlarından sonra gitmeye karar verdik ama Ada hanım "n'olur kalalım" diye bir süre ısrar etti ama neyse vazgeçirebildik. Hatta pazar günü olacak yarışlara katılmak içinde çok ısrar etti.
Bir de yarışlara gitmeden bir kaç gün öncede "anne ben araba yarışçısı olmak istiyorum. Bana yarış arabası alır mısın?" diye soruyordu. Hem öğretmen, hem anne, hemde yarışçı olmak istiyormuş. Haydi hayırlısı.
Ada'nın "Kral"

14 Mayıs 2012

Erken Gelen Anneler Günü Hediyesi


Perşembe günü Ada'yı okuldan almaya gittim. Bütün çocukların elinde kendi paketledikleri bir hediye vardı. Eveet anneler günü hediyem geliyordu.
Ada "öğretmenim anneme şimdi verebilir miyim?" dedi. Öğretmeni "tamam ama önce ne söylüyorduk?" dedi.
Ada bana dönüp hediyesini uzattı ve "anneler günün kutlu olsun anneciğim" dedi.
Tabii  ben "aahh canım benim. Teşekkür ederim." falan diye heyecan yaptım.
Ada sonra hediyeyi bırakmadı. Ve "ama burada açmanı istemiyorum eve gidince açacaksın ve o zamana kadar onu ben taşıyacağım" dedi. Komik kızım benim hediyeyi geri aldı...
Eve geldik ve hediyesini açtık heyecanla. Seramik bir el baskısı, bir nazar boncuğu ve bir şiir vardı. Şiir kağıdı da çok şirindi. Tabii ben onu görüp sonra şiiri de okuyunca duygulanıp ağladım. Ada sevdi, okşadı. Bunun mutluluktan ve duygulandığım için olduğunu anlatınca daha da çok hoşuna gitti. Sarıldı. Bir süre sevgi yumağı olduk.
Getirdiği hediyeyi salonumuzun en güzel ve herkesin görebileceği bir yere koyduk.
Dün akşam ananeden geldik. "anne getirdiğim şiiri okusana, tekrar mutluluktan ağlasana" dedi.

12 Mayıs 2012

Küçük Fare Bıdı


Ada'nın kütüphanesindeki en son aldığımız kitaplardan biri "Küçük Fare Bidi".
Yapı Kredi Yayınları tarafından piyasaya sunulan kitabın yazarı Feridun Oral.
Bidi kaplan terbiyecisi olmak isteyen minik bir fare. Amacına ulaşıyorda...
Kitap güzel kurgulanmış. Çok abartılmadan anlatılmış, süslenmiş. Feridun Oral yine güzel yazmış.
Kitaptan ufak bir alıntı :
Bidi hemen yatağından fırladı, hızla giyinip kuşandı. Sirkin kurulduğu  çayıra koştu. Ortalıkta kimsecikler yoktu. Doğru tahmin etmişti. Kaplanın ayak  izleri henüz silinmemişti. Belli ki ormanda saklanmıştı. Sessizce ormanda  ilerlemeye başladı, kırbacını şaklatıp kaplana seslendi. Kaplan birden kükredi,  koşarak yanına geldi. Ne de olsa eğitimliydi.
Küçük Fare Bidi
Küçük Fare Bidi

2 Mayıs 2012

Zaman Çabuk Geçiyor

Blog’a bir süredir hiç yazı eklemedim. Bu geçen zaman içerisinde o kadar çok şey oldu ki…

Şimdi bunca zamandır neler olmuş yazayım sonrada değişik başlıklarda detaylı anlatayım.

En son yazımda da söylediğim gibi fotoğaf kursuna başladım. Çok keyifli ve güzel geçiyor. Temel düzey eğitimi bitti. İleri seviyeye gidiyorum. Ancak arada yaşanan sağlık problemleri nedeniyle (aşağıda anlatağım) hem temel düzeye tekrar gidiyorum, hemde ileri düzeye devam ediyorum. Hala va hala gezilerin çoğuna gitmesem yada gidemesemde.

2. paragrafı yazmaya çok elim gitmesede, babamı sağlık problemleri sonrası kaybettik. Kendisine kasım ayının sonunda Kolon kanseri teşhisi konuldu ve Şubat ayının 19′unda kaybettik.

Ada sürekli geçirdiği kulak enfeksiyonu nedeniyle yaklaşık 6 kez antibiyotik kullandıktan sonra geçmeyince kulağına 4 Ocak’ta tüp takıldı. Şu anda sağlığı gayet iyi gidiyor maaşallah. Tüpleri hala kulağında.

Arada iyi şeylerde oluyor tabii. Kardeşim nişanlandı ve 1 Temmuz’da evlenecek.

Arada çıkan 4+4+4 ile Ada içn okul arayışı hızlandı. Gerçi son duruma göre seneye başlayacak gibi görünsede bu seneden herşeyi netleştirmekte fayda var.

Ve bende bunların arasında koşturuyorum. Hatta şimdi de bir taraftan gözüm saatte. Ada’nın okuldan çıkma saati yaklaştı. Sanırım bunca zamandır bunlar oldu. Bayağı şey olmuş. Tabii bunlar hatırladığım ve çok önemli olanlar.

Tekrar hoşbuldum sevgili bloğum.

10 Ekim 2011

Ev sessiz

Bugünlerde ev biraz sessiz gibi. Bu nasıl bir şey unutmuşum.

Babamız dün akşam arkadaşlarıylaydı. Bugünde hastaydı iş dönüşü 21 gibi Ada ve baba uyudular. Ee sessizlikte 2 gün üst üste gelince bana garip geldi.

Rahatsız mıyım? Hayır.
Mutlu muyum? Hayır.
Kararsızlık yada ne istediğini bilmemezlik mi? Belki.

Tüm gün boyunca iş- güç koşturma derken, akşam herkes uyuduktan sonra (saat 21 suları) Nurturia, Facebook, Twitter, Kariyet net, Milliyet, Linkedin derken saat gece yarısı olmuş.

Bazen kafayı dinlemek için güzel ama tercihim hep beraber olmak.


2 Ekim 2011

Fotoğrafçılık Kursu

Ben her zaman fotoğraf çekmeyi seven biri olmuşumdur. Bir süredir de çevremde çok konuşulan, çok paylaşılan bir konu olması vasıtası ile fotoğraf çekme işini bir adım öteye götürmeye karar verdim. Yani nasıl çekeceğimi bilerek çekmeye karar verdim diyelim.

Ada'nın okulu nedeni ile çok uzak olmamasını tercih ettim. Aklıma belediyenin düzenlediği kurs geldi. Netten bir bakayım derken ön başvuru formunu doldurdum. Bir kaç gün sonra mesaj geldi. Hafta içi akşam bir toplantı yapılacakmış, bilgilendirme mesajı göndermişler.

Toplantıya katıldım. 110 kişi kontenjanları varken, 300 küsur kişi baş vurmuş. Hiç bu kadar ilgi olacağını beklemiyordum açıkçası. Neyse ki çalışamıyor olmanın faydasını gördüm. İnsanların çoğu akşam yada hafta sonu istiyordu. Ben ise hafta içi sabahtan. İstediğim oldu ve Pazartesi yani yarın "Temel fotoğrafçılık" kursuna başlıyorum.

Kurstan sonra tembellik etmezsem eğer, kurs notlarımı da paylaşacağım.

15 Ağustos 2011

Bir süredir ortada olmayan kaçak? İşte o benim!

Merhaba;

Malum Ada'nın okul tatil, onunla gezmek, oturmak, oynamak, eğlenmek derken vakit nasıl geçiyor anlamıyorum.(Bazı sancılı günler hariç)

Şöyle bir baktım ki blog da bu yoğun günlerden nasibini almış. Boş kalmış. Ama vakit yok mu? Var tabii ki ama yazacak adam yok. Ya da yazacaklarını toparlayana kadar Ada aklını başından alıyor.

En son yazımda, okulların tatil olması ile ilgili endişeli olsam da şu anda halimden memnunum. Gerçi Ada ara sıra burnumdan getirip beni kızdırmıyor değil ama keyifli geçiyor günlerimiz genelde.

Geçtiğimiz hafta da babamız ve halamız ile tatil yaptık. Ada çok ama çok mutlu oldu. Babası ile uzun vakit geçirmeye bayılıyor. Gerçi ne uyku saati, ne yemek saati kaldı ama olsun o kadar keyifli ki ötekileri hallederiz.

Geçtiğimiz hafta hem tatil, hem de hasta idi kuzum. Tatilde halsiz ve hasta olsa da yine de tadını az çok çıkarttı. Ama bugün tartıldı ve neredeyse 1 kilo vermiş. Hemen yarın itibari ile kendimizi toparlamamız gerekiyor.

Okulunu çok özledi. Yani sık sık "okulumu özledim, arkadaşlarımı özledim" diye sayıklıyor. Geçenlerde öğretmenini, okulda ziyaret ettik. Bu haftada sanırım tekrar uğramak isteyecek. Yeni bir arkadaşları varmış sınıfta öğretmenleri söyledi. Şimdi onu çok merak ediyor.

Bana gelince; evet başlarda biraz sıkıldım. Yine düzen değişikliği falan bünyem alışana kadar zorlandım. Malum okul varken kendime ait devaktim vardı. Gerçi Ada okula ilk başladığında da kendimi boşlukta hissetmiştim. Benim değişikliklere alışmam biraz zaman alıyor. Her neyse; tekrar sabah uyanıp kahvaltıları, öğlen uykusu ve yemeklere evin düzeninin kaldığı yerden devam etmesini sağladıktan sonra günlerimiz keyifli geçmeye başladı. Anne kız gezdik bol bol, havuza, parka, arkadaş gezmelerine gittik. Ekim ayına kadar tatilimiz devam edecek. Umarım daha sık blogla ilgilenirim ama o zamana kadar beni mazur gör blog kardeş.....


Bu arada bu kış dönemi ile ilgili iş hayatına geri dönmek gibi planlarım var. İsteyip istemediğimden emin olmasamda buna ihtiyacım olduğunu biliyorum. Kariyer.net cv'mi bile güncelledim. Neyse bu başka bir yazı konusu umarım onu da yakın zamanda yazarım.


9 Haziran 2011

Yakında okullar tatil oluyor. Sevinmek yada sevinmemek

Ada geçen sene yuvaya başladığı gün geldi aklıma. Nasıl da sudan çıkmış balığa dönmüştüm. Nasıl da kendimi yalnız ve terk edilmiş hissetmiştim. Tabii zamanla insan her şeye uyum sağlıyor. Bütün bir sene geçmiş gitmiş tatil zamanı 17 Haziran okul tatil olacak.

Okulun en çok sevdiğim yanı evde sadece akşam yemeği mönüsü sorunum vardı. Maasef şimdi sabah, öğle, ikindi, akşam. Tabii bunlar mutlaka kayıyor. Şimdi sabah uyan kahvaltıyı hazırlarken saat geç olur sonra öğlen yemeği kayar haliyle ikindi yemeği hiç olur gider. Akşam sabit baba onu yemez, kız bunu yemez. Öğlen uykusu için sessizlik gerekir. "Ada hadi ellerini yıka, Adacığım dişlerini fırçala" v.b. cümleler. Bunları düşündükçe tatil fikri bunaltıyor.

Ama sonradan şu kısmı aklıma geliyor. Sabah uyanıp hadi hazırlan, hadi okula koştur telaşı olmadan uyanan anne ve Ada yatakta keyif yaparak, kediler gibi mayışa mayışa uyanabilir. Sonra çok sıcak olmayan günler yada günün nitekim daha serin saatleri seçilerek İstanbul gezmeleri yapılır. Kâh Adalar olur, kâh Eminönü, kâh Taksim. Aklımıza neresi gelir, nereye canımız isterse gezeriz. Sonra koyun koyuna uyunan öğle uykuları. Akşam üstü park sefası, hafta sonları anane, babanne yazlıkları. Balkon yıkamalar, küveti yada şişme havuzu doldurup mutluluk çığlıkları ile oynayan Ada'nın keyfi sanırım her şeye değer.

25 Mayıs 2011

Düşüncelerinizi Değiştirmek İstermiydiniz?

Her şeye neden bir hata, olumsuzluk ve bir sorun bulup kulp takıyoruz ki? Bilinç altımızda yatan geçmiş öğrenmişliklerimiz yüzünden mi?

Bence evet.
Şöyle bir bakıyorum. Çocuklarımıza sürekli “şöyle yapma düşersin, böyle yapma acıtır, aman hasta olursun” dolduruyoruz da dolduruyoruz. Neden? Korumak için ama sürekli çocuklarımızın bilinç altını dolduruyoruz. “Bak soğuk bir şeyler yersen hasta olursun. Ayakların yere çıplak basarsan karnın ağrır, çizgi öyle değil böyle çizilir, ağaç yeşil olur kırmızı değil” büyüdükçe öğütler değişiyor “arkadaşlarına dikkat et, o arkadaşın şöyle şöyle davranıyor aman haaa, derslerine çalışmazsan başarılı olmazsın” biraz daha büyüyünce “Bak eğer işe girmezsen şöyle şöyle olur, bak sevgiline dikkat et üzmesin seni, hayat düşündüğün kadar toz pembe değil” Daha nicelerini sayabilirim. Daha sonra birer yetişkin olduğumuzda da bunlar hayatımızı yönlendiriyor.Ve bitiyor mu? Hayır. Kendi kendimize yada arkadaşlarımıza dert yanmaya devam ediyoruz. “iş yerindekiler çok üstüme geliyorlar, ailem çok yorucu, çocuklarım şöyle, kocam böyle” karşımızdakinden cevap ise “aman kocalar/kadınlar hep böyle böyledir, iş yerinde işler hiç bitmez, ah o yöneticiler yok mu?”  Karşılıklı birbirimizi doldurmaya devam ederiz. “Bir de  iyi yanından bak yada şöyle şöyle düzeltmeye çalış” diyenleri ya dinlemeyiz yada bizi anlamadıklarını, ne kadar zor bir durum içinde olduğumuzu, kendimize tekrar eder dururuz. Yapmayı düşündüğümüz çoğu şeyin hemen olumsuz yanlarını sıralamaya başlarız. İnsanların yapacakları şeyler de hata ararız. Her şeye bir güvensizlik, tedirginlik içinde bakarız.

Ne kadar çok olumsuz öğütler, ne kadar negatif değil mi? Şöyle bir hayatınıza dışarıdan bakmayı deneyin bunların bir kısmını yada başkalarını kendi ve etrafınızdakilerin hayatında da göreceksiniz.
Buraya kadar bu yazı bile ne kadar olumsuz değil mi? Can sıkmaya bu kadarı bile yetiyor.
Ne yapmalıyız? Ben bu konuda bilir kişi olmayabilirim. Ama kendi hayatım adına yapmaya çalıştığım şeyleri söyleyebilirim. Bir arkadaşım tarafından öğrendiğim “olumlu düşünme” teknikleri çok işime yaradı.

Mesela neler yapıyorum? Öncelikle olumlu yada olumsuz düşüncelerimin hepsinin bilinçaltımdan kaynaklandığını bunları öğrenme yada deneyimleme ile olduğunu bunları değiştirmem gerektiğini biliyorum. Burada önemli olan bilinçaltımızı ikna etmek.
İlk önce insanlar ve olaylar hakkında olumsuz yargıları bırakıyoruz. Herkesin kendine ait bir hayatı olduğunu ve hayatımızda iyi yada kötü kişi ve olayları kendimizin seçtiğini kabul ediyoruz. Çünkü seçimlerimiz nedeni ile bulunduğumuz hayatı yaşıyoruz. Daha sonra sessiz kendinizi huzurlu hissettiğiniz bir zamanda yada gece yatarken uyumak üzereyken yada sabah ilk uyanırken, bilinçaltımız daha açık daha iknaya yatkın olduğu dönemlerde olumsuz düşüncelerimizin yerine  yeni olumlu düşüncelerimizi koyuyoruz. Bu zamanlarda kendi kendinize bir olumlamayı tekrar ediyorsunuz. Örneğin “Bugüne kadar yaşadığım tüm olumsuz deneyimlerimi yaşadım beğenmedim, benim için onlar bitti, geçmişte kaldı. Şu andan itibaren hayatıma sadece iyi ve olumlu şeyleri/kişileri sokmayı ve mutlu olmayı seçiyorum.”  Buna inanarak söylerseniz içiniz yavaş yavaş daha huzurlu olmaya başlıyor. Yada kendiniz için seçtiğiniz sizi daha iyi hissettirecek şeyler bulabilirsiniz. Bunu 21 gün yapıyorsunuz.

Tabii bu teknikler benim bu yazımda anlatılamayacak kadar detaylı ve uzun. Bu konu ile ilgili Joseph Murphy’nin “Bilinçaltının gücü”  kitabını önerebilirim. Daha bu konu ile ilgili bir sürü materyal bulabilirisiniz.
Ben arkadaşım ile bu konuyu konuştuktan ve bununla ilgili araştırmalar yaptıktan sonra kendimi çok daha huzurlu hissettim. Ayağım sakatlandığında, moralim bozukken, eşimle tartışırken, paraya ihtiyacım olduğunda çok faydası dokundu.

Aslında bu konu ile ilgili yazabileceğim ve yazmak istediğim o kadar çok şey var ki...
Ama şimdilik tadında bırakıyorum. Unutmayın ki; bir şeyi nasıl görmek isterseniz öyle bakarsınız?

23 Mayıs 2011

Yaz Havası

Yaşasın sonunda güneş yüzünü gösterdi. E tabii benim ve bir çok insanın içinde de çiçekler açmaya, yeni kararlar alınmaya, harekete geçmeye başlandı.

Ne güzeldir şu güneş ya insanı bir anda bu kadar keyiflendiren, eğlendiren, hormonlarla bu kadar oynayan. Çok keyifliyim çok. Hava açık, dışarıdan kuş sesleri duyuluyor, balkon keyfi başlamış, parka rahatça gidebilir duruma gelmişiz. Evet soruyorum size şimdi beni ne ve kim içeri de tutabilir? Tabii kıştan kalma miskinliğimi saymazsam. Ama onu da küçük bir silkelenme ile üzerimden atacağım kendime söz veriyorum.

Evet şimdi kardeşim bana balkonuma kahve içmeye geliyor. Gidip kahveleri yapma zamanı.

19 Mayıs 2011

Evin Tatil Halleri

Evin bu hallerini çok seviyorum. 19 Mayıs nedeniyle perşembe tatil olunca babamızı ikna ettik, cumayı da birleştirmesi için. İşten izin aldı. Baba da kız da evdeler.

İşin ilginç yanı Ada biraz hasta olduğu için pazartesi ve salı günü okula gitmemişti. Çarşamba gitti. Perşembe ve cumanın tatil olduğunu sonra da hafta sonu tatili olduğunu babasının da evde olacağını söylediğim de Ada pis pis sırıtarak "ama anne ben bir gün okula gidicem" dedi. Okulunu sevmesine tabii mutlu oldum ama beklemediğim bir tepkiydi. Benim beklediğim daha çok şuydu "oley oley babam da evde bende" falan.

4 gün tatili kapan arkadaşlarımdan bazıları şehir dışına çıktılar. Acaba biz de yapsak mı diye düşündüm ama sonra Ada'nın hastalıklardan kurtulması için dinlenmesi daha mantıklı geldi. Hem zaten pazar günü Nurturia brunch'ımız var Polenezköy'e gidiyoruz.

Bugün, uyanınca TRT1'de bayram programı vardı. Anıtkabir programı, Ada çok büyük bir ilgi ile izledi. Bir süredir yaptığı gibi "ama anne ben Atatürk'ü görmek istiyorum" diye ısrar etti. Atatürk'ün öldüğünü ve yüreğimiz de yaşadığını okulda öğretmişler. "Anne Atatürk bizi ve ülkemizi düşmanlardan kurtardı di mi?" diyor. Anma töreninden sonra T.V.'de kiler ile birlikte İstiklal Marşını da söyledi. Çok keyiflendim duygulandım.

Kahvaltıdan sonra "HOP" adlı çizgi filme gittik. Açıkçası çok tavsiye edemeyeceğim. Temposu biraz düşüktü, ve klasik yeni yıl ruhu olayının paskalya şenliğine uyarlanmış hali gibiydi. Ada'nın yorumu ise şu oldu. "film güzeldi ama biraz güzeldi çok değil"

Şu anda ise baba kız öğlen uykusu yapmaktalar. Ve ben bugün evi hiç ellemedim . Görmenizi ister miyim bilemedim. Ama olsun iki aşkım da evde. Tam 4 gün bizim.

Her zaman her şey için "yaşasın Atatürk ve 19 Mayıs" diyebilirim. Ama bu seferki biraz daha farklı bir mana da taşıyor. :)

Şaka bir yana; 19 Mayıs Atatürk'ü anma, Gençlik ve Spor Bayramımız kutlu olsun.

10 Mayıs 2011

Baba olma hali

     Geçenler Ada'nın okulundan çok güzel bir anneler günü hediyesi aldım. Detaylarını diğer yazımda paylaşmıştım. Bugün de Blogcu Anne'nin de paylaştığı konuyu görünce aklıma geldi.

     Cd' de, Ada "annenin görevleri temizlik yapmak, yemek yapmak, beni okula götürmek" diyor.
Babamızla konuşurken "bir taraftan sevindim bütün yaptıklarımı saymış, bir taraftan da üzüldüm, bunların dışında bir şey yapmıyormuşum" dedim. Baba da "takıldığın şeye bak" dedi.

Sonra bir süre sonra Ada'ya sordu: "Ada babanın görevleri ne? neler yapar baba" diye.
Ada'nın cevabı dudağını bilmem der gibi bükerek"hiiiç sadece işe gider" dedi.
Babanın yorumu ise "hiç olmazsa senin bir şeyler yaptığını söylüyor" oldu.
Hakikaten çok komikti.

     "Yiğidi öldürüp hakkını vermek" derler ya. Babamız da hakikaten Ada ile vakit geçirmek için elinden geleni yapar. "Yorgunum, uykum var, işim var" demez. İşlerini erteler, Ada'ya ve bana vakit ayırır. Evde yardım istesem koşarak yapar. Tamam biraz gecikmeli ve biraz rötarlı olabilir, kimi zaman ev işlerinde ama yapar.

     Ada ise elle tutulur, gözle görülür bir görev yüklememiş olacak ki " hiiiç " dedi. Yazık kocama

 

Park Macerası

     Bir süreden beri kıştı, ayağım sakattı, iyileşiyordu derken Ada ile parklarda koşturmayı unutmuşum. Gerçi bugün ki kadar hiç hareket etmemişimdir zaten.    
     Havalar bir rüzgarlı, bir güneşli derken okul çıkışı Ada'yı parka götürmek isteyip isteyip vazgeçmek zorunda kalıyordum. Ama bugün karar verdim. Hava rüzgarlı olmasına rağmen güneş yüzünü gösteriyordu ve biz parka gidecektik. Ada'yı sabahtan okula bıraktıktan sonra işlerim vardı onları hallettim. Sonra yaklaşık 1 saat evde kaldıktan sonra tekrar annemle çıkmam gerekti. Bir kaç saat süren çarşı, banka işlerinden sonra eve gelip 1 saat kadar daha dinlendikten sonra Ada'yı okuldan almaya gittim.

     Okula gittiğimde Ada benden önce davranıp "anne parka gidelim mi?" dedi. "Bilmiyorum, bakalım arabamız bizi nereye götürecek" dedim. Parka gittik. Gittiğimiz parkta bizden başka kimse yoktu. Ada "Anne burada hiç arkadaş yok, burada benim canım yalnız sıkılır" dedi. Eeee Anne bunu duyunca ne yapar? Tabii ki park arkadaşlığı...

Parkta     Birlikte oyuncak ayımızı kaydıraklardan kaydırdık. Bu arada ben kaymadım, ayıcığı kaydırdım. Ada ve ayıcığı ayrı salıncaklarda salladım. Ayıcıkla Ada tahterevalli de oynadılar. Anne kız yakalamaca oynadık, boğuştuk derken, artık girmeye karar verdik. Ada'ya kitap alacağım için bir A.V.M'ye gittik. Konu gelmişken söyleyeyim Neomarin de yemek katında bir kitapçı var çok çeşit var. İyi yayın evleri var kesinlikle tavsiye ederim. Tabii A.V.M.'ye gidilirde oyuncakçı bir dolaşılmaz mı? Onu da dolaştık. Sonra kitapçıda kendimizi kaybettik derken. Akşam eve kendimizi zor attık. Gerçi Ada hanım yemeği orada yememiz konusunda bir hayli ısrar etti. Bir arada "senin yemeklerinden güzel buradakiler" bile dedi. Ama evimize geldik.

     Bir çırpıda yemek hazırlandı, baba geldi, yemek yendi derken. Ada evde kuşlar gibi şakımaya devam ederken ben kımıldayamaz haldeyim. Yürürken topuklarım, bacaklarım ağrıyor, gözlerim kapanıyor. Sanırım hamlamışım. Kıştı, sakatlıktı derken...




Eeee önümüz yaz Ada'nın okul tatil olacak. Sürekli beraberiz, antrenman yapmak, alışmak lazım. Yoksa her akşam böyle yorgunluk dayanılmaz. Gerçi havalar bir açsa biz kızımla şehir turuna başlarız. Adalar senin, Taksim, Eminönü, Sultanahmet benim gezeriz de gezeriz. Tüm toplu taşımalara bineriz.
Böyle düşününce özlemişim kızımla başımıza buyruk gezmeleri...

6 Mayıs 2011

Okulun anneler günü hediyesi

    Dün Ada'yı okuldan almaya gittim. Öğretmeni Adacığım unutma annene vermeyi falan deyince tahmin ettim. Anneler günü hediyemiz vardı.
     Evde Ada önce kartpostalımı verdi. İçine çok ama çok güzel bir  resim yapmıştı. Resim bile başlı başına bir keyifti ki yanından bir de anneler günü için hazırlanmış bir cd çıktı. Cd'nin zarfı bile bunun için hazırlanmıştı.


CD'de önce Ada ile yapılmış sorular sorulan bir röportaj kısmı vardı.
Soru: Annen sana neyi hatırlatıyor?
Cevap: Oyun oynamayı
Soru: Annen ile yaşadığın en güzel an
Cevap: Gezmeye gitmek
Soru: Annen ile en çok ne yapmaktan hoşlanırsın?
Cevap: Temizlik
Soru: Elinde sihirli bir değnek olsa annen için ne yapmak isterdin?
Cevap: Özel bir pijama
Soru: Annenin en çok hangi özelliğini beğenirsin?
Cevap: Burnunu beğeniyorum :)
Soru: Sen anne olsaydın nasıl bir anne olurdun?
Cevap: Çocuklarını seven bir anne
Soru: Annen ile en çok nereye gitmek istersin?
Cevap: Markete, Optimum'a
Soru: Annenin görevleri nelerdir?
Cevap: Yemek yapmak, temizlik yapmak, beni okula götürmek
Ve arkasından Ada'nın bu yıl ki fotoğraflarını slayt haline getirmişler.
En sonunda ise "İYİ Kİ VARSIN ANNECİM SENİ ÇOK SEVİYORUM" deyip öpücük gönderiyor.

Canım kızım iyi ki varsın, iyi ki seni doğurmuşum. Sen benim kalbimsin.

Şimdi çalan kapı da kim vardı dersiniz? Baba sponsoru ile anneler günü hediyesi Bonyfood. :)))) (E tabi bunda benim dile getirmemin de etkisi var)



      Bu arada Ada ile babası bana hediye almak üzere geçen gün A.V.M'ye gittiler. Ada dayanamayıp ne aldığını söyledi. Bana "el arabası almış" içinde de kova ve kürek falan varmış. "Yaza ananemin tatil evinde beraber oynarız" dedi. Kızım diye söylemiyorum. Çok tutumlu hepimizin kullanabileceği hediyeler alıyor. :) Onun resimlerini de pazar günü açınca eklerim.

2 Mayıs 2011

Mutfak Önlüğü Anne-Kız

Ada hanım mutfakta iş yaparken mutfak önlüğü kullanmayı çok seviyor. Pek tabii ki benim mutfak önlüğümde ona büyük geliyor. İnternette bakınırken 1-2 model beğendim. Anne kız ikimize bir örnek mutfak önlüğü yapmaya karar verdim. Ada'ya söyleyince "bir de aşçı şapkamız olsun" dedi. Kumaşları da aldım, yapmaya başlayacaktım ki araya ayağımın sakatlanması girdi. Bende ayağım iyileşmeye başlayınca başladım yapmaya.
Az biraz dikiş dikmek elimden gelir. Ama öyle kalıptı falan bulamayınca internetten. Ben de canım nasıl istiyorsa aldım Ada'nın ve benim vücut ölçülerimi başladım dikmeye.




30 Nisan 2011

Mutfak Önlüklerimiz

Ada hanım mutfakta iş yaparken mutfak önlüğü kullanmayı çok seviyor. Pek tabii ki benim mutfak önlüğümde ona büyük geliyor. İnternette bakınırken 1-2 model beğendim. Anne kız ikimize bir örnek mutfak önlüğü yapmaya karar verdim. Ada'ya söyleyince "bir de aşçı şapkamız olsun" dedi. Kumaşları da aldım, yapmaya başlayacaktım ki araya ayağımın sakatlanması girdi. Bende ayağım iyileşmeye başlayınca başladım yapmaya.
Az biraz dikiş dikmek elimden gelir. Ama öyle kalıptı falan bulamayınca internetten. Ben de canım nasıl istiyorsa aldım Ada'nın ve benim vücut ölçülerimi başladım dikmeye.




18 Nisan 2011

Yeni Balıklar vardı yaaa

Geçen hafta Ada'ya balık almıştık. Cuma sabahı uyandığımızda birisi yaşamıyordu. Ada'nın çok üzülmesini engellemek için durumu şamataya getirip konuyu değiştirdim. Oyuna getirip tuvalete atıp sifonu çektik. Atlattık diye seviniyordum ki. Öğleden sonra diğerini gördüm. O da ölmüş.
Ben şimdi bunu Ada'ya anlatamam, birini atlatmışken bunu öğrenirse çok üzülür diye düşündüm. Koştura koştura balıkçıya gittim. Canlı zannettiğinin benzerini ve onun yanına da yeni bir balık aldım. Ada'ya da "kızım bak Balış'ın yerine yeni bir balık aldım, Ada'ya da arkadaş olur" dedim.
Ada eve gelince diyalog şöyle gelişti
Ada: Aaa anne Ada nerede?" (Balığın adını Ada koymuştu da, öldüğünü gördüğünün ki ise Balış)
Mine: Orada ya kızım"
Ada: Hayır anne burada değil"
Mine: Kızım işte şurada"
Ada: Ama anne Ada'nın sadece kafasının üzerinde kırmızı vardı"
Mine: ıııı şey, Ada büyüdüğü için belki rengi değişmiştir"
Ada: Hııı o yüzden mi?
Bir süre düşündü taşındı. Sonra
Ada : "Anne, yoksa Ada da balış gibi denize gitti de yenisiyle mi değiştirdin"
Mine'nin gözler pörtler, şok geçirir ne diyeceğini bilemez. Ve gülmeye başlar. "hadi canım" demekle yetinip konuyu değiştirir.
Hala şaşkınım. Şok halindeyim. Ada henüz 3,5 yaşında bu nasıl bir zekadır bu çocuklarda ki inanamıyorum. Tamam çevre etkenleri algılarını çok geliştirebiliyor ama ben o kadar bağlantı kurabileceğini kesinlikle tahmin etmezdim.

13 Nisan 2011

Güveni sarsar mı?

     Bir süreden beni yaşanan kâh önemsemediğimiz, kâh halolduğunu düşündüğümüz bir konu var. Ama bir kaç gün önce konu ile ilgili kafamda soru işaretleri oluştu. Siz bu konu hakkında ne düşünür ne yapardınız?

     Ada'nın okuldan bir arkadaşı var. Erkek çocuğu. Çocuk tüm arkadaşlarını sıkıştırarak sevmeyi öpmeyi çok seviyor. Ada ve arkadaşları ise bundan ciddi rahatsızlık duyuyorlar. Öğretmen uyarıyor fakat çocuk aynı şekilde devam ediyor. Yanlış anlaşılmasın darp gibi bir şey yok. Böyle seviyor çocuk.

     Öğretmeni ise ailede böyle görmüş olabileceğini defalarca çocuğu uyardıkları halde böyle olduğunu söylüyorlar. Yani çözüm sunmuyorlar. Çocuk çok sevimli. Ancak şöyle bir durum var Ada durumdan hoşlanmıyor, diğer çocuklar gibi.

     Durumun bence vahameti şu; Ada ve diğer arkadaşları durumdan şikayetçi öğretmen uyarıyor ama çözüm olmuyor. Onlar da öğretmenin onlara bu konuda bir fayda sağlamayacağını düşünüyorlar artık. Ve duruma alışmaya çalışıyorlar. Ben konuyu Ada'ya direk sormadan. "anne xxx böyle yaptı çok komikti" deyince "aa hakikaten çok komikmiş, sen xxx seviyor musun?" deyince hemen kafasını hayır diye sallıyor.

     Durumu kabul etmesini çözümsüzlüğe alışmasını istemiyorum. Ya ileride okulda yada başka bir şekilde istemediği yada taciz gibi bir şey olursa ve çözümlenemeyeceğine kanaat getirip kabul etmeye yada kendi halletmeye çalışırsa diye düşünüyorum.

     Bugün okul ile görüşmeye gideceğim. Ve kesin bir çözüm bulmalarını yada nasıl yaparlarsa yapsınlar Ada'yı sıkıştırmasını önlesinler diyeceğim. Aklıma da başka bir şey gelmiyor.